sevgi ile paralel orantılıdır. sevilen şeyin ne kadar alışkanlık olduğuyla büyür yada küçülür. kısa yada uzun vadede unutulmaya yüz tutar. ancak özlenilen şey tutkuya dönüşmüşse bu duygu içinden çıkılmaz hal alır.
özlemek midir zor olan, yoksa özlediğinin asla dönmeyeceğini bilmek mi... eğer sonunda kavuşma sahneleri yaşanabilecekse, dakikalarca tek kelime bile etmeye gerek kalmadan sadece bakışlarla anlatılabilecekse hissedilenler, ayrılmadan sarılabilecekse sımsıkı iki beden birbirine özlemek en güzel duygulardan biridir.
"özledim de yazasım geldi" diyorum... ahahay, "özledim de kasasım geldi" gibi birşey bu aslında ne kadar acı verici değil mi böyle düşününce? ne olursa olsun kasılıyor herşekilde ya da bir şekilde, hele ki yazarken. "kelimeler klavyemden döküldü..." - oldu canım...
"uzaklardasın sen, seni aradım." biraz düşündüm, ah olsa güzel olurdu burada olsa ya diye... sonra gittim buzdolabını açtım, kahvaltılık var bir dünya ama ekmek yok mnskym, ekmeği özlüyorum lan! televizyonda da bi skm yokmuş, evin içinde sıkılıyorum. "seni özlüyorum her eylemimde..." peki, tamam. transformers'ın oyununu kurdum, süper lan, decepticon oldum ortalığın ebesine kayıyorum. mouse'un da pili bitiyo, wireless alan kafama sıçayım... "keşke yanımda olabilseydin..." çay demliyeyim kendime...
emule da sağlam indiriyor şerefsizim, iki yeni porno inmiş bu arada... şofbeni yakayım ben...
insana dair belkide en derin duygudur. bir insanı sevmenin ötesindedir. aradan ne kadar zaman geçsede hayalinizdeki "o" hep aynı tazeliğinde, aynı güzelliğindedir. hani şimdi algıda seçicilik diyorlar ya işte bunu tam olarak hissedersiniz. her yaşanan günde "gitmedim buradayım" diyen bir şeyler vardır içinizde. hiç birşey olmazsa bir koku gelir burnunuza size bazı şeyleri hatırlatacak. hatırladıkça özlersiniz, özledikçe hatırlarsınız.
hissettiğinde hep geçmişe doğru yönelmeni sağlayacak, öncede kalan o parçayı şimdiye taşıman için harekete geçme enerjisi veren duygudur.
ne zaman birikimlerimiz artmaya başlar o zaman bu duyguyu öğrenmeye başlarız. insan yaşlanmaya başladığında bu duyguyu derinlemesine yaşar kendi dünyasında. artık keşfedecek birşeyler bulamadığında aklına gelir eskiler. bir tat, doku, koku tekrar o duygu yoğunluğunu canlandırır zihnimizde. o zihnimizde canlanan kalbimizi sıkıştıran haldir.
asla tam olmamaktır olamamaktır. kilometrelerce yolu sadece bir kez görmek için dayanılır hale getiren en acı en zor duygudur... benim hep yasamak zorunda oldugumdur.
özlemek eylemi normal bir mizaca sahip insana yakışır, böyle mahzunlaşır bunlar, gözü yaşlı şarkı dinler sevdiceğini düşünerek. ama bir de sevdiği kişiyi özledikçe gerilen, terör estiren, gıcıklaşan, ona buna sataşan, hırçınlaşan insanlar vardır.* sevdiceği elinden tutana kadar menepozlu gibi ordan oraya sinir harbi içinde dolaşır bunlar. bir de sevdicek hafif meşe odunu kıvamındaysa ve halden anlamıyorsa özlem git gide bu insanı bir nevi hulk a, "kıymetlmissii aldılarr, bisiim olmalı" anını yaşayan gollum a, tweety nin bi iksir içip dev, vahşi bir kuş olduğu çizgi filmdeki haline dönüştürür.
hani kıymetini çok da bilmediği şeyler vardır insanın,kaybedince anlaşılır değeri.
hani evde hep yattığı,eski püskü de olsa rahat,alışık olduğu bir yatağı vardır,
misafirliğe gidince anlar,yastık batar,yorgan ağır gelir,yatak serttir.
o an hissettiğiyse bariz özlemektir...