kocaman bi okyanustayız, düşünün. aksini aklınızdan geçirmeyin sakın. düşümde bile olsa akvaryumda olmayı reddederim, çünkü acının imitasyonundan nefret ettiğim kadar tiksiniyorum gerçekliğin karbon kopyasından da.
hepimiz unutmamak için mücadele veren balıklarız düşünün bir. kendi trajedimizi taşıyoruz sırtımızda. oltaların ucunda yemler : yüreğimizi kısa bir süre de olsa emanet edeceğimiz ama nefes almayı zorlaştıran ezgiler yani. gelelim on puanlık uzman sorumuza?
nasıl bir acı istiyoruz?
bizi tutup yerden yere çalanından mı, melankoli sahiline atanından mı, yoksa hüzünlü bir umuda çağıranından mı?
hadi korkak olmayalım bu sefer. evet korkak dedim farkındayım. ben korkuyorum, hadi kandırmayalım birbirimizi, siz de korkuyorsunuz bazen. seçmeyelim bu kez o çok kullanılmış yolu, hiç yürünmemiş patikalarda aşınsın pabuçlarımız bir kere de olsa. acının asidi yakar, biliyorum. ama alışmasın bilindik olana yüreklerimiz...
bir seferlik " asumana pansuman" yapmayalım da , "akalım dereler gibi denizlere. belki de en güzeli böyle.... " bu kez de o şarkıların gözü kör olsun.
aklım başka ezgilerde. aklım diğer oltaların ucundaki tuzaklarda, evet. nefes almak gittikçe zorlaşıyor sanki... benim ezgim yeterince acı halbuki : "aman kaptan, al beni götür denizlere. rotamız belli, yönümüz nereye. yolculuk ne zaman? "