yakinda filmi vizyonlara yayinlanacak olan bir frank miller cizgi romani.film piyasasini sallayacak bir film gibi gozukuyor.oyle bir fragman yapmi$lar ki adamin agizi acik kaliyor.film hemen vizyona girsin diye bagirtiyor adami.salyalar akitan fragmana sahiptir.
fragmanlarıyla gümbür gümbür gelen çizgi roman uyarlaması film. umarım film fragmanlardan daha bir gaz, daha bir güzel olur da hayal kırıklığına uğramayız.
300 kisilik sparta ordusunun milyonun üzerindeki perslilere karsi cüc gün boyunca verdigi akil almaz mücadeleyi frank miller`in bakis acisiyla beyaz perdeye tasiyan, frank miller tarzi birkaç gerceküstü ögeler de barindiran, savas sahnelerinin 10 kurtlar vadisi gücünde gaz ihtiva etmesinden süphelendigim sinema yapiti.
1962 yapımı 300 kadar spartalının dar bir geçitte verdiği mücadeleyi anlatan film. şu sıralarda bu hikayenin çizgi romanından uyarlanan fantastik bir örneği daha yayına girmek üzere.
kral karakterinin muazzam olduğu, günümüz teslimci zihniyetlerine manidar göndermelerin bolca duyulduğu, görüntü tekniklerine dair müthiş örneklerin görüldüğü, parasını hakeden harikulade bir film olsa da geneli değerlendirildiğinde "braveheart" ve "gladiator" esintilerinin bariz hissedildiği ve entosantrik bir yorumla bezenmiş bir zack snyder filmidir.
aslı 300 spartans olan film.300 spartalı askerin uçsuz bucaksız pers imparataorluğu ordusuna karşı topraklarını savunuşunu anlatan filmdir.çıktığı gün gittim gördüm iyi bir film ama belki de beklentim daha büyük olduğu için çok çok iyi bir film demiyorum.the last samurai daha çok etkilemişti beni.
bugun otobuste on koltukta oturan elemanlar arasinda gecen diyalog:
-x) abi bizim oranin filmini cekmişler
- y)sen nerelisin ki lan
-x) isparta
-y) eee adi ne filmin?
-x)300 ispartali
ve bu cevabi duyunca arkada cekirge pozisyonunda nefesimi tutarak patlarcasina gulme krizine giren ben.yani otobusten bir durak once inmek zorunda kalmama sebep olan filmin adidir
cuneyt arkin`in yerini greek askerler almis oldugundan yer yer lan noluyoruz komedi filmi miydi bu dedirten film. yunanlilar cesurdur`a gelen yardiran laflar bana eski yunanli ev arkadaslarimi animsatti, cocuklarin biri askerlikten, biri karanliktan korkuyodu; tanidigim yunanlilarin geneli de turklerden.
huzunlu sahneleri de kama sutranin uygulamali sahnelerini de bunyesinde barindiran, savas sahnelerine cok abanilmis, asil insanlarin hikayeleri kenara atilmis, bekledigimi bulamadigim film.
çok kısa bir film olduğundan, çok kesmedi diyebileceğim film... biraz daha uzatılıp konu daha derin anlatılsa dadından yinmezdi...
çok hoplatıla hoplatıla gitmiş konu, savaş sahneleri de aynen öyle olmuş; bir akıcılık yakalansa da kopuklukların vermiş olduğu bir havada kalma hissi kalıyor kursakta... bir de filmin başından sonuna kadar gaz verici cümleler bir noktadan sonra herhangi bir duygulanma yaratmıyor ne yazık ki...
ne olursa olsun 17 taşaklı leonidas abimiz* götürmüş filmi bir şekilde... üstteki entryde de bahsedildiği gibi kralın önden daldığı sahne ve senkronize savaşan iki savaşçının düşmana girişimleri son derece süper sahneler olmuş.
diyorum ve birşeyleri eleştirirken çok ciddi spoiler yapacağımı belirtiyorum, okumayın aşağısını ey izlemeyenler!
kralın sevişme sahneleri tam kama sutra olmuş gerçekten. kraliçenin "sadece spartalı kadınlar gerçek erkek doğurur" cümlesi de filmin en iyi ayar cümlesi seçilmiştir. hazır kraliçeden de bahsetmişken belirtiyorum ki verdiği için gözümden düştü, yapmamalıydı öyle birşey...
hızlı söylendiğinde "3 ıspartalı" tınısı veren sinema filmi.tabii böyle işitildiğinde bir tane ıspartalı dünyaya bedel zaten denesi geliyor .o da süleyman demirel.
uygarlıklar savaşı
300 spartalı için belki de son yılların en önemli filmi demek mümkün sanırım. hayır, büyük bir sanat eseri olduğu için değil ama büyük bir fenomen olduğu, olacağı için. `300 spartah` düpedüz faşist bir film. `300`ün gişe rekorları kırması, şaşırtıcı değil. dünyamızın hali budur arkadaşlar: yurtta faşizm, cihanda faşizm; yurtta militarizm, cihanda militarizm. bizde gişe rekorlarını nasıl `kurtlar vadisi` (televizyon ve sinemada) kırıyorsa, dünyada da "300" kırıyor, kıracak.
"300"de kimin iyi kimin kötü olduğu çok belli. spartahlar, yani yunanlar, yani batı uygarlığının, "özgürlük ve demokrasi" anlayışının temelinde yer aldığı varsayılan kültürün temsilcileri iyiler; persler, yani ortadoğulular, yani "zorbalık ve barbarhk"ın temsilcileri ise kötüler. bugünün uygarlıklar savaşının aktörleri, 2500 yıl önce bir savaşta karşı karşıya gelmişler ve "300" bu savaşı bir batı ya da sparta efsanesi olarak bize sunuyor. filmin finalinde sparta kralı leoni-das`ın ölüsünün aynı çarmıha gerilmiş isa gibi duruyor olması, hıristiyanlığın gelişini 5 asır önceden müjdeliyor.
sparta krali değil, sanki hitler
film bize sparta faşizminin çocuk yetiştirme tarzını anlatmakla başlıyor. tabii çocuk, yetiştirilmeye layık bir fiziğe sahipse, bu eğitimden geçiyor. üstün bir sparta ırkı için, hitler`in sonradan örnek aldığı gibi, zayıflar, hastalar doğumdan hemen sonra öldürülüyor. bu kötü bir şey mi? filme göre değil, çünkü sparta kralı ve filmin kahramanı leonidas bu eğitimin sonucunda neyse o, yani mükemmel asker oluyor. yaşamaya layık bulunan erkek çocuk sıkı bir askeri eğitime giriyor anasının kucağından ayrılır ayrılmaz. kural: ölen ölür, kalan sağlar bizimdir! çıplak ayakla, karlı ormana salınan çocuk, kurtu öldürürse, yeniden şehre dönecektir... öldüremezse zaten öldürülmüş demektir. yani yaşamaya layık değildir.
leonidas döner ve kral olur. ama bir gün persler kapıya dayanır ve leonidas`tan kralları zerhas`a (kserkses ya da heşayer şah) biat etmesini isterler. leonidas pers elçisini öldürerek ne kadar adaletsiz biri olduğunu gösterir. ama bu da sanki bir kahramanlıktır: "burası sparta, buradan çıkış yok!" der gibidir, leonidas.
auschwitz`i aratmiyor
sıra kahinlere ne yapılması gerektiğini sormaya gelmiştir ama düşman, kahini de satın almıştır. bu arada değme dağcının zor ulaşacağı bir yerde hastalıklı rahiplerin nasıl yaşadığı da bir muammadır. kahinin güzel ve yarı çıplak bir kız oluşu ve çiklet reklamındaki azra akın gibi spastik hareketler yapması filmin hoş sürprizlerinden biri.
leonidas kahinleri dinlemez, karısıyla envai pozisyonda sevişir ve 300 savaşçısını alıp persleri engellemek için bir geçidin ağzını tutar. bu savaşçıların hepsi vücut geliştirme-ci gibidir ve siyah deri mayolarla yarı çıplaktırlar. filmin şimdiden gay alemlerinde bir kült statüsüne eriştiğini söylemekte sakınca yok ama `300` aynı zamanda son derece ho-mofobik bir film. leonidas, atinalıları `oğlancılar` diye aşağılar ama en önemlisi pers imparatoru zerhas`ın halidir. zerhas alınmış kaşları, rujlu dudakları, rimelli gözleri, çeşitli takıları ve piercing`leriyle bir travesti, bir disco kraliçesi gibidir. ve bir iranlıdan çok bir afrikalı zenci görünümündedir. oysa persler bilindiği gibi beyaz bir ırktır ve dilleri de batı dilleriyle aynı ailedendir. bu arada yetişkin spartah savaşçıların kendilerine genç bir erkek sevgili edinmelerinin zorunlu olduğunu, hatta özellikle sodomiye düşkün olduklarının söylendiğini, tarihçiler (mesela cartledge) iddia ediyor.
filmin geri kalan kısmı büyük ölçüde 300 kahraman spartalının, perslere direnişi etrafında dönüyor. spartahlar, auschwitz`i aratmayacak ceset yığınları yapıyorlar , perslerden, wagneryen müzikler eşliğinde. bütün bu acımasızlık yüceltiliyor. pers ordusu ise bir sirk gibi, içinde ne ararsan var, ucubeler, devler, filler, gergedanlar... bir ara perslerin orijilerinde gördüğümüz kolsuz bacaksız kadınlara ne demeli? spartahlar, ispanyol falanjistlerinin "yaşasın ölüm" sloganına benzer bir "güzel ölüm" mevhumuna sahipler. merakları düşman içinde onlara bu güzel ölümü bahşedecek kalibrede birilerinin olup olmadığı. ölüm yüceltiliyor, tipik bir faşist sanat öğesi olarak. spartahlar, nazilerin "heil, heil, heil" diye bağırmalarına benzer biçimde, "hav, hav, hav" diye böğürüyorlar, komutanları isteyince.
bati hep iyi, doğu hep kötü
leonidas tıpkı bush gibi ağzından düşürmüyor `özgürlük` sözcüğünü. ama hep bir takım yasalara göre davrandığını iddia ediyor aynı zamanda. "spartah geri çekilmez, spartah teslim olmaz, spartah ne için yetiş-tirildiyse onu yapar!" spartah bir töre insanıdır yani (gerçi elçiyi öldürürken töre möre dinlemez). filmin finalinde uygarlıklar savaşı iyiden iyiye ilan edilir: diktatörlüğe ve mistisizme karşı, batının savaşıdır bu. ne kadar bugünün söylemine denk düşüyor. bir yanda iran nükleer silahını hazırlıyor, bir yanda da abd iran`a saldırı planları yapıyor. 2500 yıl önce batı uygarlığını yunanlar kurtarmıştı, şimdi sıra bizde demeye getiriyor film. bir savaş narası olarak görülebilir `300 spartah`. ortadoğuluyu elinden geldiğince aşağılıyor ve sparta militarizmini yüceltiyor.
`300 spartalı`nın yazarı ise `günah şeh-ri`nden de tanıdığımız frank miller. sepya ağırlıklı renkleri, bol kanlı sahneleri ve saldırgan müziğiyle `300 spartah` zor katlanılır bir film ama gişe rekorları kıracağı (sadece amerika`da değil) kesin. son sözü hitler`e bırakalım. hitler 50. doğum günü olan 20 nisan 1945 `te, sığınağında subaylarına "leonidas ve 300 spartalıyı düşünelim" demiş. hitler, 10 gün sonra da mevlâsına kavuşmuş.
ilk aşk, ilk ihanet
fantastik görünümüne ya da fragmanına aldanmayın "terabithia köprüsü"nün. aslında bir ilk aşk ve hatta biraz da ilk aldatma öyküsü anlatıyor film. iki aykırı genç lisede buluşuyorlar. birisi resme, diğeri edebiyata yetenekli. birlikte bir fantezi dünyası kuruyorlar. ama erkek olanın bir platonik aşkı daha var: okulun müzik öğretmeni. henüz öğretmenlerin öğrencilerini arabalarına atıp, gezdirebildikleri masum 70`lerde yazılmış bir romandan uyarlanmış film. dolayısıyla bugünün amerika`sında olmayacak şeyler oluyor filmde. ve de nihayetinde yaşanan trajik olay, erkek öğrencinin suçluluk krizine girmesine ve belki de cinsellikten geri adım atmasına yol açıyor. "terabithia köprüsü" özellikle genç kız karakteri için izlenmeye değer.
rocky`nin azmi
rocky karakteri ilk kez 1976`da karşımıza çıkmıştı. aradan 31 yıl geçmiş. ve rocky yine de bir ağır siklet şampiyonuyla maç yapıyor ve de... bakalım ne olacak? rocky artık bir restoran işletiyor ve müşterilerini eski maceralarını anlatarak eğlendiriyor. ama keyfi yok, çünkü eski dünyasının yok olduğunu görüyor. oğlu ise beyaz yakalılar arasında tutunmaya çalışıyor, aşağılanmalara göğüs gererek ve babasından utanarak. rocky ise eskisinden çok farklı değil, yine kaybedenlerin yanında, yine eski püskü bir minibüs kullanıyor. derken televizyonda son dünya şampiyonuyla, rocky arasında bir boks maçı simülasyonu yayımlanıyor. ardından da bu boks maçının gerçeğinin yapılması gündeme geliyor. tabii ki rocky`nin rakibi, sevimsiz biri. üstelik zenci. ama rocky 60 yaşında olmasına rağmen azimli. belki hepimizin içinde bir gün, makus talihimizi yenip zirveye çıkma özlemi yatıyor. rocky bu özlemin temsilcisi olarak bir kez daha görevini yerine getirmeye kararlı gözüküyor.
bir bebek evini arıyor
sherrybaby bütün oyuncularının başarısıyla parlayan bir film. ama öykü o kadar ilginç değil. filmin kahramanı sherry uyuşturucu bağımlılığını finanse etmek için hırsızlık yapmaktan 3 yıl hapis yatmıştır. çıkışının ardından iş bulmaya ve küçük kızının vesayetini yeniden kazanmaya çalışır. ama hem kendi eski alışkanlıklarıyla hem de hayatın güçlükleriyle başa çıkmak zordur. iyi bir amerikan bağımsız filminden bekleyeceğiniz her şey var "sherrybaby"de. maggie gyllenhaal gelecek yıl oscar`a aday gösterilirse ona da şaşırmamak lazım. ama amerikan bağımsızlarının "küçüklüğü de var filmde. filmi altyazısız izlediğimi ve diyalogların tümüne vakıf olamadığımı da belirteyim. yani haksızlık ediyor olabilirim.
ingiltere `bitter` vatan
umut adası küçük bir bütçeye sahip değil, bir milyon dolar iyi para. ilk defa yönetmenlik yapacak biri için büyük şans. fakat ne yazık ki, ortada çok zayıf bir film var. film değişik nedenlerle ingiltere`ye giden asil, yusuf ve vildan`ın hikâyesini anlatıyor. vildan legal yollardan au pair`lik yapmak ve bu sırada dil kurslarına katılarak ingilizce öğrenmek amacıyla ingiltere`ye gidiyor. asil bir kavgaya karıştığı için kaçıyor, yusuf ise para kazanmak için ingiltere`ye gidiyor.
vildan lezbiyen ev sahibesine yem olmaktan kurtuldum derken bir sabah uyandığında kendisini profesyonel hayat kadını olarak buluveriyor. içkiyi fazla kaçırırsan böyle olur işte. vildan bu rolü nedense hemen benimsiyor.
yusuf da bir femme fatale`in ağına dü-şüveriyor. o da uyuşturucu bağımlısı olup çıkıyor. bayrağına dokunanın ellerini kıran, milliyetçi asil ise 4 ayak üstüne düşüyor ve düzgün bir kadının yardımıyla patronluğa yelken açıyor. ne öğreniyoruz? vatan gibisi yok, galiba...
mutluluğun filmi
bir türk genci askere gitmeye görsün, hemen geride bıraktığı kadına birileri musallat olur. "amerikalılar karadeniz`de 2" ve "son osmanlı yandım ali"de de gördüğümüz bu vatan/namus çelişkisi "mutluluk"ta da bir çeşitlemesini buluyor. bir namus borcunu ödemekle meşgulken, başka bir namus meselesi yaşamak herhalde türk`ün başına gelebilecek en kötü şey.
"mutluluk" birçok açıdan türkiye sinemasının klasik zaaflarını taşıyor ve şaşırtıyor da. mesela varoluşsal bunalımlar yaşayan sosyoloji profesörü irfan tipi 8o`ler-de kaldığını sandığımız özenti-entelektüel filmlerimizi hatırlatıyor.
irfan`ın köydeki anasına gidip özür dilemesi, sonra karşılaştığı burjuva öğrenci kız filan ise daha da eski, 60`ların türkiye filmlerini anımsatıyor.
iki köy kaçkınıyla, bir kent kaçkınını töre cinayeti çerçevesinde buluşturuyor "mutluluk". irfan tipi o kadar yapay, o kadar inandırıcılıktan yoksun ki filmin olası erdemleri de gölgede kalıyor.
bilmiyorum sadece ben miyim, şu adamı bir güzel pataklasalar deyip durdum film boyunca. tövbe, tövbe..."
cüneyt cebenoyan/birgün gazetesi- 17/03/07
persleri çok barbar bir ırk gibi gösteren yunanlılarıysa çok üstün kişilikler olarak gösteren konu olarak basit bir film.ama sahneleri gerçekten güzel savaş çok hoş bir ritimde ilerliyor.
ama o ölümsüzler dedikleri siyah şeyler ne alakaydı ya çok garip geldi birden gözüme.
Bu site içerisinde yer alan bütün yazılar
tamamıyla doğru değildir, gerçeklikten çok ama çok uzaktır, hayal ürünüdür.
hukuki gereklilikler haricinde yazarlarımızın kişisel bilgileri üçüncü
şahıslarla hiçbir şekilde paylaşılmamaktadır. yazarlar otomatikman girilerinin
telif haklarını fatih sultan mehmet han a devretmiş sayılırlar bu yüzden pilot
olma durumunda girilerinizin silinmesini talep edemez, etsenizde sonuç
alamazsınız. "silmez isen ..." tarzında ifadelerde bize sökmez. zaten siliyoruz. İçeriğimizin bir
kısmı 18 yaş altındakilerin gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebileceğinden
sakıncalı olmakla beraber, kendimi olgun hissediyorum tarzındaki söylemlerden
hoşlanmayız, yalan yanlış bilgi verenler; sorumluluklarını kendileri almış
sayılırlar. Klinik deneylerce de sözlüğün bağımlılık yarattığı ortaya çıkarılmıştır. | sitemap