bana resmen, geride kalmış bir nesilin içinde bulunduğumu, yaşlanmış olduğumu hissettiren konserdir. 2002 yılındaki konser açıklandığındaki gazımı hala dün gibi hatırlıyorum; sınıfta öğretmen masasının başında toplanıp "oğlum düşünsene lan karşında pull me under*, abladan babadan anneden herkesten para koparabiliyoruz. evin küçüğü olmanın getirdiği avantajı da yüzsüzlük babında kullanınca, neredeyse bütün konserdi festivaldi her boka gidebildiğim zamanlar. neyse konser günü geldi, klasik bir bostancı konseriydi; karşıda oturan bizler klasik taksimde toplandık, akm" title="(bkz: ı canlı çalıp söyleyecekler" gibi abuk, yabancı sanatçıları gözünde ulaşılamaz yapmış türk gençliği tadında arkadaşlarla inanılmaz saçma muhabbetler yapıyorduk. biletleri çıktığı anda almıştık toplucana gidip, hatta bu ilk 35 milyonluk bilet serisi zamanlarıydı sanırsam. o zaman tabi küçük çocuğuz*, abladan babadan anneden herkesten para koparabiliyoruz. evin küçüğü olmanın getirdiği avantajı da yüzsüzlük babında kullanınca, neredeyse bütün konserdi festivaldi her boka gidebildiğim zamanlar. neyse konser günü geldi, klasik bir bostancı konseriydi; karşıda oturan bizler klasik taksimde toplandık, akm)">ı canlı çalıp söyleyecekler" gibi abuk, yabancı sanatçıları gözünde ulaşılamaz yapmış türk gençliği tadında arkadaşlarla inanılmaz saçma muhabbetler yapıyorduk. biletleri çıktığı anda almıştık toplucana gidip, hatta bu ilk 35 milyonluk bilet serisi zamanlarıydı sanırsam. o zaman tabi küçük çocuğuz*, abladan babadan anneden herkesten para koparabiliyoruz. evin küçüğü olmanın getirdiği avantajı da yüzsüzlük babında kullanınca, neredeyse bütün konserdi festivaldi her boka gidebildiğim zamanlar. neyse konser günü geldi, klasik bir bostancı konseriydi; karşıda oturan bizler klasik taksimde toplandık, akmnin önünden dolmuşlara bindik. yine her konserde olduğu gibi dolmuş sırasında bir dolu böyle yeni yetmesinden tut 35 yaşına gelmiş metalcisi kuyrukta, muhabbetler aynı konuşmalardan ibaret; "baba metropolis çalarlar mı la" "bir space dye vest çalsınlar vericem" babında sürüp giden..
her neyse, bostancıya vardığımızda saat 4 falandı ve ilk tepkimiz bir hassiktir oldu. konser 9da başlayacak olmasına rağmen nerdeyse herkes gelmişti, acayip bir kuyruk oluşmuştu. biz de diyorduk, ulan erken geldik bak ne güzel taşşaklı bir yerden izleriz geyiklerine dalmıştık. neyse, ne kadar konuşsan muhabbet etsen, etraftakilerlle taşak geçsen, otursan kalksan da vakit geçmiyor bir türlü. haliyle karın acıkıyor, ayakta durmaktan artık takat kalmıyor. neyse biz sıkıla duralım 2 saat kala falan anaa içerden lie falan sesleri gelmeye başladı. yahu bu kadar gaz bir millet olmaz, adamlar içerde soundcheck yapıyor, kuyrukta duran bizimkiler alkışlıyor, tempo tutuyor; gören konser bu şekilde geçecek sanır, o biçim gaz bir milletiz 7den 70e. neyse, o bitmez dediğimiz kuyruk bitiyor, içeri bir giriyoruz gene bir hassiktir çekiyoruz. adamlar kendi ses sistemleriyle gelmişler, bakın ses sistemi diyorum ekipman değil. basbaya hayvan gibi seyirciye ses veren özel dev gibi kolonlarla gelmişler ki, bostancı sahnesine konan bu hoperlörler yüzünden sahne deyim yerindeyse adeta çük gibi kalmış. ama daha duymadığım kadar güzel geliyor sesler, işte klasikler falan çalıyor metallicadeep purple, ses sistemi on numara, ama henüz daha tam güç verilmemiş belli. neyse, bostancı gösteri merkezini bilenler bilir, tribünlerin tam başladığı yerden sahneyi direk karşıdan gören ilk sıradaki koltuklardan yerimizi alıyoruz. yerimizi alıyoruz dediğim tabii ki koltuk tepesinde ayakta durmak şartıyla. konser başlamadan çok kısa bir süre önce, ses sitemini fulllüyorlar, ve ben yemin ederim şu ana kadar basları tizleri bu kadar oturmuş bir canlı düzen görmedim. hoş, dream theaterdream theater sahneye çıktı, bostancı yıkılıyor adeta; pull me underla başlamıştı yamulmuyorsam konser. o ilk clean gitar girişini playback çalmışlardı, o sırada perde açılmıştı. arada yazmayı unuttum, konser başlamadan önce içeri girdiğimizde sahnede bir şeyin üstünü örtmüşler ama, ne lan bu diyoruz; çok büyük, böyle kimisi abi damperli kamyondur diyor, kimisi prefabrik evdir diyor. işin aslı, konser başlayıp o örtü kaldırılınca, mike portnoy" title="(bkz: ın getirdiği o sistem açık hava konserleri içinmiş, biz arkada olduğumuz için gayet net geliyordu ama önlerde duran arkadaşlara o kadar yoğun çıkan ses patlayarak gelmiş, sağır olmuşlar.
işte bu kadar geçen aranın ardından dream theater sahneye çıktı, bostancı yıkılıyor adeta; pull me underla başlamıştı yamulmuyorsam konser. o ilk clean gitar girişini playback çalmışlardı, o sırada perde açılmıştı. arada yazmayı unuttum, konser başlamadan önce içeri girdiğimizde sahnede bir şeyin üstünü örtmüşler ama, ne lan bu diyoruz; çok büyük, böyle kimisi abi damperli kamyondur diyor, kimisi prefabrik evdir diyor. işin aslı, konser başlayıp o örtü kaldırılınca, mike portnoy)">ın getirdiği o sistem açık hava konserleri içinmiş, biz arkada olduğumuz için gayet net geliyordu ama önlerde duran arkadaşlara o kadar yoğun çıkan ses patlayarak gelmiş, sağır olmuşlar.
işte bu kadar geçen aranın ardından dream theater sahneye çıktı, bostancı yıkılıyor adeta; pull me underla başlamıştı yamulmuyorsam konser. o ilk clean gitar girişini playback çalmışlardı, o sırada perde açılmıştı. arada yazmayı unuttum, konser başlamadan önce içeri girdiğimizde sahnede bir şeyin üstünü örtmüşler ama, ne lan bu diyoruz; çok büyük, böyle kimisi abi damperli kamyondur diyor, kimisi prefabrik evdir diyor. işin aslı, konser başlayıp o örtü kaldırılınca, mike portnoyun o turne boyunca kullandığı 3 crosslu davulu olduğunu gördüğümüzde gene bir hassiktir çektik. hayatımda bu kadar da büyük bir davul seti görmemiştim ki, yoktur herlade. (simon philipsin falan belki vardır ama). neyse konsere geri dönersek, pull me under girdi işte herkes çılgınlar gibi bağıırıyor ediyor, ama bir yandan da insan içinden "yahu canlı olamaz sesler nasıl bu kadar net ve düzgün gelemez" şeklinde sorgulamalar yapıyor. her neyse, pull me under bitti, herkes böyle orgazm olmuş şekilde bağırıyor çağırıyor kafasına göre bapırıyor. sonra mirorından lieına, overtureundan metropolisi falan barındıran medleylerine epey bir şarkı çaldılar. arada şarkıları hem çok düzgün çalıyorlar, hem de adamlar artık olayı resmen sirke çevirmişler. öyle ki portnoy o hayvan gibi ritmleri çalarken sol elindeki bageti 3-4 metre havaya atıyor, geri yakalayıp işine devam ediyor. işin ohanalılası yanı ise bütün bunları çalarken yapıyor. hatta bir yerde, gene çalma esnasında portnoy bageti petrucciye attı petrucci yakaladı, sonra petrucci de portnoya geri attı o da yakalayıp devam etti. adamların o hayvani şeyleri çalarkenki yaptıkları türlü maymunluklar, tabi enstrüman çalmaya hevesli bizim gibi genç bünyelere zınk diye oturdu. neyse bu şebekliklerin yanında, bir sürü de slow şarkılarını çaldılar. ben nedense space dye vest ve silent man harici bu adamların hiç bir slow, akustik şarkılarını sevemedim. o esnalarda da tabi yorulan bünyemi koltuklara oturarak dinlendirdim, enerji topladım bir nevi. sonunu home la falan yapmışlardı heralde, 2 buçuk saat falan da olmuştu, hala tam gazdım ama heralde konser bir 10 dakka falan daha sürse ordaki 300 kişi eminim ki fenalaşıp ölecekti, bütün gün çekilen onca işkence bok püsür. neyse konser bitti, portnoy anlayamadığım bir şekilde davul setini böyle kurt cobain vari hareketlerle devirdi. davul setindeki böyle egozantrik zil takımıydı galiba (abzürt bir adı vardır da gelmedi aklıma). neyse portnoy üzerine nuri alço tadında bornoz gibi bir şey giydi, onla beaber tüm grup üyeleri bitiş selamı verdiler. yıkılyıordu bostancı tabi; delikanlı gibi de hiç bis falan da yapmadan bitirdiler konseri. arada bu bis yapan gruplara uyuz oluyorum, ulan bis yapacan madem neden milleti heyecana sürüklüyorsun. megadethi de çok takdir ederim o yüzden, holy wars çalındı mı konser biter arkadaşım. neyse, bu hayatımın önemli günlerinden birini teşkil eden konser bitti ve klasik gene dolmuşlarla evlere dağıldık. ertesi günki bütün boyun ağrılarımdan ötürü dersanaye gitmeme çabalarıma da annem aynı uyuzlukta karşılık vermiştir.anne diyorum bak ölüyorum boynum o derece ağrıyor, "bana mı sordun konsere giderken, eve gecenin 2sinde gelirken" tadında kadıncağız belli hırs yapmış. boyun arğımın yanı sıra karnım ağrıyor falan gibi türlü kolpalar yapsam da gene de zorla dersaneye yollamıştır beni o gün. ya bir de dersaneyi kırsan kıramıyorsun, evi falan arıyorlar öyle saykolar onlar da. dersanede de uyusan uyunmuyor göt kadar sınıf, dersi de dinleyemiyorsun. ertesi günü büyük bir ıstıraptı yani. ama yine de değmiş diyorum -o zamanki yaşımla-.