şimdilerde 19 yaş ve de üzerine hitap eden olgu. gözlüğün de büyük kısmını kapsıyor gibi..
--süper baba'nın müziğini flütle çalmışsanız,
--lc waikiki veya benetton tüm renkleriyle kıyafetlerinizde önemli markalar olduysa...
--show tv'nin müziğini hala hatırlıyorsanız dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum...
tabi ki bir de :iyi tv eyç bi bi, eyç bi bi iyi tv,
--Önce hüplet sonra gümlet' hayat felsefeniz olmuşsa,
--bizimkiler dizisi ertesi gun okul oldugunu bi sureliğine unutturduysa,
--parliament pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi...)
--polis akademisindeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanız,
--elm sokağında kabus yüzünden hala yatağın altına bakmaktan korkuyorsanız,
--chucky yüzünden en sevdiğiniz oyuncağınızı bile göz önünden kaldırmışsanız,
--okulda coca-cola kutusunu ezip mac yaptiysaniz, (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayagı yerlestirip ustune basıp yururlerdi, topuklu ayakkabı gibi olurdu)
--apartmanin altindaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa,
--tutti frutti çok ayıp ve olağanüstü merak uyandırıcı bir şovsa,
--dört tekerlekli ayakkabının üstüne takılan patenlerden sonra roller bladeler size büyüleyici geldiyse,
--bakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksa,
--aterideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız,
--işıklı spor aykkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysa,
--bayramda harçlıklarla aldığınız ilk şey kinder süpriz yumurtasıysa,(kağıdını tırnakla yırtmadan dümdüz yapmak da sabır ister doğrusu)
--clementine sizde derin izler bırakmışsa,
--kasete kayit yapilabilmesi icin alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatilmasi gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanız,
--commodore 64'de tornavidayla kasetin kafa ayarını yaptıysanız,
--anne saat kaç, simiiit, birdir bir, çay kahve gazoz, akşam ebesi, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oynanan sokak oyunlarından sonra anneniz sizi balkondan yemeğe çağırmışsa,
--"bandıra bandıra ye beni" şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsa,
--rönesans sanatçılarını ilk kez ninja kaplubağaların ismi olarak tanıdıysanız,
--tele on diye bir kanalı hatırlıyorsanız,
--haftasonları çizgi film izlemek için errken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanız,
--şirinler geyiğini arkadaşlarınızla mutlaka çevirdiyseniz, (şirine aslında gargamel tarafından yapıldı...)
--beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizifilmleri art arda izliyorduysanız,
--bir başka gece çocukluk hayatınızdaki en görkemli şovsa,
--pazar geceleri yıkanma günüyse,
--seden gürel'in neden öyle giyindiğini şimdi sorguluyorsanız,
--müzik yelpazesi hayatınıza büyülü yabancı müzisyenler kattıysa,
--bir sanal bebeğiniz olmuşsa,
--tetris'i süper hızla oynayabiliyorsanız,
--mirc ergenliğinizin önemli bir parçası olmuşsa,(a/s/l ne demek biliyorsanız)
--ıcq nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız,
--pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sarmışsanız,
--Çizgifilm şarkılarının ingilizce veya japonca olsa da ezberlemişseniz,
--kokulu silgiye, deftere, kaleme harçlığınızı yatırdıysanız,
--eti cin, eti puf, abc, balık kraker, negro, bonibon, topitop, yumiyum...vb çok seviyorsanız ve her zaman yeme kabiliyetiniz varsa,
--sulugöz'ü düşününce bile ağzınız sulanıyorsa,
--küçük bir kızsanız sindy ile barbie'yi karşılaştırıyorduysanız,
--tsubasa'yı ve küre biçimindeki sahanın sonundaki dev kaleyi hatırlıyorsanız,
--"hey corç versene borç" deyince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanız,
--macarena dansını yapabiliyorsanız,
--tv den çekilmiş çizgifilmli sayısız kere izlediğiniz vhs leriniz varsa,
--telefonların jetonla çalıştığını hatırliyorsanız,
--istop diye bağırdığımızda renk yakalamaya çalışırken onun aslında stop olduğunu uzun zaman önce çözmüşseniz,
--saçları renkli ve uzun patlak gözlü çirkin trolleri bile bir furyada satın almışsanız,
--capri sun ın reklamı ve melodisini hatırlıyorsanız,
--annenizin mavi ped torbalarını şişirip patlattıysanız,
--power rangers'ın renklerini hatırlıyorsanız,
--mc donalds a gitmek için ailenize yalvardıysanız,
--olacak o kadar, yasemin'in penceresi, hadi anlat bakalım, adam olacak Çocuk, saklambaç.. gibi programları hatırlıyorsanız,
--lambada'nın müziği kulağınızda çalabiliyorsa,
--"nereye çufçufluyoruz"un kimin dediğini biliyorsanız,
--sayısız joystik kırdıysanız ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ettiyseniz,
--fame city cennetle eşdeğerse,
--en sevdiğiniz sayı altıysa,
--prince of persia'da alttaki dikenlere düşünce çıkan dınnzk sesini ve kanları hatırlıyorsanız,
-- mon ami 48 lik boyalardaki altın ve gümüş renkleri statü sembolüyse,
--gençlik hayaliniz beverly hills teki havuzlu arabalarsa,
--uhuyla oynamanın zevkini biliyorsanız,
-kolalı jelibonun önce kapağını yediyseniz,
--annenizin poşetler dolusu taso,misket, sporcu kağıtları,gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysanız,
--peçete, kağıt, poşet vb... koleksiyonu yapmışsanız,
ülkede pek şavaş ihtilal yada kıtlık görmeyen( gördüde anlamayan) , pek çok şeyi yaşayarak değilde görerek öğrenen nesildir.80 lerin çocuklarından farkı özellikle tv ve cep telefonudur.mesela süper baba dizisini kaçırmak için her muzurluğu yaparlar. sonra iner misin çıkarmısın ,huysuz virjin, mahallenin muhtarları vs.
kendi özgünlüğü olan bir kuşaktır.. yani dış dünyanın özentilerine değilde kendi dünyalarının elementlerine ilgi gösteren kuşaktır.. aynı zamanda fantastik ve bi o kadar eksantriktirler de kendileri.. ne bilim işte ya benim kuşağım..
tek televizyon kanalının olduğu.hala siyah önlük giyilen yılların yaşandığı.örövizyonda ülke olarak sonuncu olmaktan gına gelinen en fazla 3 sıfırlı harçlıklarla simit ve elvan gazoz alınan yıllar.ahhh ahhh gençlik bee..
sadece iki kanal olan yurdumda sabahın köründe kalkıp,ailesiyle birlikte kalan amcasının çeyiz olarak aldığı yeni televizyona trt 1'deki voltranı,kendi evindeki televizyona da star'daki çizgi filmi*açıp,bir güzel karşısına oturup ,ikisini birlikte seyretmeye çalışan çizgi film manyağı çocuktur.
eğer;
- diş fırçalamanın onemini ?tam iki dakika? adlı klipten, karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmayı trafik kuralları öğreten bir kaplumbağa ve tavşandan öğrendiyseniz
- fiş isteme alışkanlığını zeki ve metin in kdv fiş kampanya skeci sayesinde edindiyseniz-- "önce alışveris sonra fiş"
- michael jackson?ın macaulay culkin?li black or white klibini ezbere biliyorsanız
- süper baba?nın türkiye?de gelmiş geçmiş en iyi dizi olduğuna ınanıyorsanız
- ipek?in amerika?ya gittiği bölümde fiko?yla beraber hüngür hüngür ağladıysanız
- fiko ve ipek'ten önce şakir'in perihan abla'yla olan ilişkisine gıpta ettiyseniz
- beverly hills çizgi filmindeki bianca?dan hala nefret ediyorsanız ve göbeklerinden kalp çıkan ayıcıkları anımsıyorsanız (carebears)
- 10 yüz bin milyon baloncuklu fruko reklamındaki kızın şu anki halini merak ediyorsanız
-bugün hala kütüpanede duran temel britannica'ların orada olma nedeni haftalarca kestiğiniz kuponlar ise
- politikayi özal ve demirel?le özdeşleştirebiliyorsanız
- kırk yıllık ?panço?nun adını ?doritos?a değiştiren ve panço?ya doritos diyen insanlara kıl oluyorsanız
- hey george versene borç, olmaz michael bende de yok şarkısını söyleyen siyah deri ceketli hakan peker saçmalığına inanmakta hala güçlük çekiyorsanız
- kartal marka bir arabanın bagajında kardeşlerınızle yada tek başınıza uyuyarak yolculuk ettiyseniz
- cuma geceleri yayınlanan ?alaca karanlık kuşağı? programı yüzünden yıllarca kabus gördüyseniz
- super mario?nun 12 bölümünü birden geçtiyseniz ve bununla hala gurur duyuyorsanız
- big in japan, the final countdown ve eye of the tiger parçalarını ezbere biliyorsanız, ace of base ve dr. alban'ın şarkılarını özlüyorsanız
- babaneleriniz yada ananelerinize, henüz yeşile dönüşmemiş yada çiçek desenleriyle süslenmemiş halk otobüslerinde bankaya kadar eşlik ettiyseniz
-onların cesur ve güzel, dallas ve yalan ruzgarı çılgınlıgına şahit olmakla kalmayıp, katıldıysanız
-bir kumbaranız olduysa, harçlık biriktirmeye çalışıp hiçbir zaman beceremediyseniz
- ilkokulda bakkaldan aldığınız leblebi tozlarıya ölüm tehlikeleri atlattıysanız, sarı pembe ve açık yeşil renklerde, üstünde arı maya olan silgilerden kullandıysanız
- hisseli harikalar kumpanyasının büyüsünü hatırlıyorsanız, cem yılmaz'dan önce bir metin akpınar ve zeki alasya klasiği olduğunun farkındaysanız
- yaklaşık on sene boyunca her pazar günü bizimkiler dizisini izlediyseniz
- zeki müren?in vücudunun alt kısmının televizyonda hiçbir zaman görememiş olmak sizde yıllarca merak uyandırdıysa...
- barış manço'yu sarkılarından çok 7'den 77'ye adlı programı yüzünden sevdiyseniz...
80?li yıllar türkiye'sinde doğmuş, 90?lı yıllarda büyümüşsünüz demektir. 80?lerin kuşağından olmak demek geçirdiğiniz çocuklukla gurur duymak ve zaman zaman bahçede bisiklete binmek, ağaçlara tırmanmak istemektir. hem eski hem yeni olmaktır. hayatla 80?li yıllarda merhabalaşmak yeni neslin dejenereliğine üzülmek ve o günleri hatırlarken gülümsemektir.
panda kapağından tabak yapan,çiçekleri yolup apatman yöneticisinden azar yemeyi göze alın(pasta yapmak için ,sokakta bulduğu eşyaları en pahalı oyuncaklara tercih eden,4 katlı kames toplara aklı giden ve gerektiğinde " benim topum değil mi ister oynatırım ister oynatmam " şeklinde cırlazan ,1500 liraya şekersiz 2500 liraya şekerli sakız ve para şeklinde çikolata alan gençlik...
stardaki parlement sinama gecelerini kaçırmadan izlemekti 90 ların başında çocuk olmak.özellikle geleceğe dönüş serisine hasta olmaktı.hayalet avcıları da unutulmamalı tabi.ayrıca çizgi dizi olarak voltran,transformers,çiko,pokemon unutulmamalı bence.bir de power rangers vardı fakat o çizgi film değildi.herneyse; sonra karakutular,kasetli ateriler,sega mega driverlar vardı. güzeldi lan.
_ annesinin sokaktan "çarkıfelek başladııı!!" diye bağırarak kopardığı nesil. (bahsettiğim tarık tarcan ve yasemin koşanlı ilk çarkıfelektir.)
_ tunç başaran'ın azmi adlı dizisini* izleyebilmiş nesil.
_ en güzeli ise seyyar dönmedolaplardı. dönmedolaplar sokağa geldiğinde "aneeeaaa!! ben de binicem, ben de binicem!" diye zıplayan o zamanın bıcırları, şimdinin kazık kadar adamları/hatunları... işte.
yukarıda ki giriye ek olarak seyyar dönme dolapların mahallelere gelmesi ile birlikte, o zamanlar istanbul sokaklarında ayıcılar da gezerdi. bildiğimiz ayı. ayının eline bir değnek verilirdi, ayının sahibinin elinde tef, ritmik vuruşlar yapardı. o ritme ayı, elinde değnekle oynardı. ardından hadi bakalım hamamda karılar nasıl bayılır göster ablalara denmesi ardından ayı sırt üstü yatardı. ayının çevresinde bir sürü insan birikirdi. hatta bazıları ayının sırtını ellemeye çalışırdı.
böyle bir ilginçliği yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. lakin bir daha böyle bir görüntü görmek artık imkansız.
böyle bir durumun olmuş olabilme ihtimali bile şimdi için yalan geliyor insana. lakin kendi gözlerimle gördüm.