bugün her şey açısından benim için farklı bir gündü. ilk defa bir işte çalışmaya başlayıp haliyle ilk defa para kazanıyordum. heyecanlıydım. ilk iş için iyi bir seçim olmasa da anketörlük mesleğine 1 günlükte olsa adım atmış bulundum. sabah sekizden 12 ye kadar çalışmıştım. binbir türlü insanla karşılaşmış, türlü türlü çirkin teklifler almıştım.
herneyse saat 12 yi biraz geçe, tramvaya daldım, yorulmuştum. orda bir kız duruyordu, yüzünü görmemiştim ama beni çeken bir şey vardı, git onunla konuş diyordu. "sadece 2 dakikanızı alıp bi anket yapabilir miyiz?" diyerek karsısına oturdum, aslında ayakta da kalmış olabilirim o andan sonra ben yoktum."tabii neden olmasın" gibi vatandaştan beklenmeyen bir cevap vermişti. elim ayağım titreyerek ankete başladım.
"brak anketi sen kimsin be melek! çek gözlerini kalbimden"diyordum. o kadar güzel bakıyordu. artık eski ben değildim. konu tramvaylardı zaten, ankette havalandırmadan bahsederken, "havalandırma iyi ama neden terliyoruz biz" demiş tebessüm etmişti, her kelimesi ok olup saplanmıştı yüreğime, o çıkarabilirdi sadece, evet o. anket bitti, bir durak öylece bakıştık hiç birşey söylemeden. kalbim tramvaydan hızlıydı, hatta ışıktan, hatta daha hızlıydı sesten...
bir şeyler yapmalı diyordu kalbim, birşeyler yapmalı... çocuklaşma diyordu iç ses, sana o cesareti vermiyorum, çocuklaşma otur oturduğun yerde, çocuklaşma diyordu...
e böyle nereye kadar diyordu kalbim, nereye kadar? son durağa kadar diyordu, küstah iç ses. ama bekleyemezdim, böyle bakakalamazdım ona karşı..
onunda birşeyler söylemesi gerekmiyor muydu anne? hayır söylemiyordu anne, sadece bakarken gülümsemeyi seviyordu, kumral saçlarını gözlerine demir parmaklık yapmayı seviyordu, gözlerinden bir şeyler okumamamı istercesine kalbime sokuyordu, sanki konuşunca büyü bozulacaktı, ben başladığım yerde uykudan uyanacak bunların bir rüya olacagını görecektim sanki.
iki durak oldu... sadece tiz bi sesle iyi günler diyebilip, açılan kapıdan öylece dışarı fırladım.
doğrusunun bu olduğunu düşünüyordum, doğruyu mu yapmış şapşal oğlun anne? yoksa elimi uzatıp dokunsamıydım ona, yardımcı olur muydu, susan yüreğime? yoksa ters mi çevrilirdi anne? korkum bu yüzden miydi yoksa?
uzun zaman olmuştu duygularımı zincire bağlayalı, nasıl olmuşta kurtulmuşlardı, nasıl olmuşta beni gafil avlamışlardı. anlamıyordum, düşünemiyordum..
ben onu seviyorum anne, bir daha göremiyeceğim "o" nu seviyorum, kırılma ama anne senden farklı seviyorum o nu..
yüzüm al al olmuştu biliyor musun anne? siyahbeyaz sultanahmet'te elmalı şeker istedikten sonra bana vurduğundaki gibiydi yüzüm anne, evet, al al dı anne!