facebok isimli gereksiz "arkadaslik sitesi" adi altindaki sacma olusuma karsi olan kisilerin dahil oldugu gruptur. herkes safini belirlesindir.
sloganimiz;
gayet masumane bir şekilde kendi çapında bir site olup, sevip de kavuşamayanları buluşturacak bir site olabilecekken boku çıkarılan facebook'a karşı direnen insanlardır. takdir ettiğim, dahil olduğum gruptur. ben de bir antifacebook sitesi kurup orda milleti kaynaştıracağım sözlük. ama önce bu başlıktaki rağbet durumuna bir bakacağım, hadi bakalım.
bi de feysbuk a kafam girsin abi yaa.. söylemezsem çatlicam.
bağımlılık yaratan, son dedikoduları takip edebileceğin, bir kaç ay sonra "şu mereti bi bırakabilsem" moduna geçtiğin şeydir facebook...bağımlısı olana da facebookçu denir.
kassam daha sayarım, uydurur uydurur da sayarım. ne önemi var.
aptalı oynamak değil mi bunların çoğu?
toplum içinde kişisel olarak sürdürülen hayatların varlığından şüphe etmek, bu tedirginliği üstümüzden atamayacak kadar doğruluyor kendini. en uygun, en mantıksız, en çıkarlı, en refah yola ulaşma çabaları, herkesin hayatında seçmesi gereken, ait olması gereken yol hâline gelmişse, burada "herkesin 'bir' mantığı"nın doğru veya yanlış olup olmaması konusunda insanların kişisel olarak kendine karşı yapması gereken bir sorgulama hâline dönüşüyor. buradaki sorgulanması gereken mantık, gelmiş geçmiş tüm insanlığın kabul ettiği belirli bir hukuki yasa, din veya ahlak kuralları gibi, insan tatminiyetinin sonu gelmez açlığının önüne serilen setler değil, topluma mâl olmak için insanın özündeki karakterinin, tüm toplum veya belirli bir kesim tarafından kabul görmek amacıyla bir kenara konup veya üstüne en sağlam, en ihtişamlı maskeler konması...
her ne kadar orada kendilerini belli bir kesime tanıttıklarını, reklamlarını yaptıklarını da söylesek, aslında onlar olmadıkları birilerini dışa yansıtıyorlar. reklamı yapılacak ürünler gibi işte; - gerçekte olduğundan daha çekici, daha kaliteli, daha daha daha vs.... kim kendi ki?
bu yüzden hakkı yok kimsenin, kendine ait zevkleri olmasına...
kendi için bir şeyler yapmasına...
kendi için bir şeyler yapamayan, başkası için de yapamaz...
"ben" derken durup bir düşünmeye çağırıyorum: " 'ben' mi?", "hangi 'ben'?", " 'ben' ne demek?".
en çok nerede kendi oldu toplumun parçacıkları insanlar? düşünmesi uzun zaman alır elbet - bulması zor...
bütün mallar, estetik olarak en güzel, en alımlı, en dikkat çekici, en kendine has özelliğe sahip olan halleriyle pazar yerinde gösterime çıkarlar. bütün mallar, pazarda, birbirinin müşterisidir. malı, gene mal alır. çünkü malı alan mal da kendini tanıtım içersindedir diğer mallara.
ne demiştir büyük üstat nietzsche;
"pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan her şey. hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratan. yalnızlığına kaç dostum: görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş. sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç! yalnızlığına kaç! sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın. onların göze görünmez öclerinden kaç! onlar sana karşı öcden başka bir şey değildirler. artık el kaldırma onlara! sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değildir ki..."