gen 
bu başlık toplam 418 kez okunmuş.
 
olmaz olsun
ADnet Reklamları Siz de reklam verin
  1. kötü bir türk korku filmi......
    (fasafiso, 12.12.2006 01:17)
  2. dna molekulu uzerinde tasınan, insanların her turlu karakterinin gizlendigi şifrelerdir.
    (42 marti ati, 29.12.2006 16:45)
  3. hipnoz adlı fransız yapımı bir filme çok benzeyen bir türk filmi.
    (amargi, 29.12.2006 16:46)
  4. korkutamayan korku filmi.
    (pambuk, 07.01.2007 16:55)
  5. klişelerden uzaklaşamasa da, beklentiyle izlenmediğinde sizi memnun edebilecek bir film. yani onlar korku filmi demiş ama baştan şu kabuliyetle izlenmeli "bir filmi korku filmi diye dayatıyorlarsa hele bu bir de türk yapımıysa korkmayız".
    klişe derken küçük kızlardan veya koridor da akıl almaz bir şekilde sürekli sallanan lambalardan bahsetmiyoruz tabi.**
    sonuçta şehirden uzak, dağ başında bir akıl hastanesi*, faili meçhul cinayetler falan filan.
    ancak, sonuyla sizi şaşırtan filmler statüsüne sokabiliriz sanırım. dediğim gibi önyargısız izlendiğinde sevilebilir bu film. evet korkutmuyor, sadece izlemelik bir film kalıyor size.
    mekan, müzik seçimleri ve her karede fazlasıyla yer alan ayrıntılar bu filmi izlemem sebebiniz olabilir.**
    (recall, 15.02.2007 12:15)
  6. dandik ötesi, çakma, başından sonu belli olan, zaman kaybı,filmcik
    (leon, 15.02.2007 13:01)
  7. yabancı yapım olsa orta karar deyip geçeceğimiz ama yerli olduğu için yerden yere vurulan film.

    ---------! spoiler !-----------

    bir kere önceden belirteyim korku filmi izleyeceğini düşünenler bu filmde hayal kırklığına uğrar.bu film baştan ayağa bir gerilim filmi.lakin bunu yapış yöntemi fazlasıyla klişe, hatta kısaca gothika ve lanetli tepenin karışımı denilse film özetlenmiş olur.özellikle hastaneyi ele geçiren hastalar birebir lanetli tepeden kopyalanmış.
    filmin adının neden gen olduğu çoğu kimse tarafından anlaşılamasa da aslında son derece bariz.her ne kadar psikiyatr olsa da dr.deniz de aslında psikolojik bir rahatsızlığa sahip, bundaki etkenlerden biri de bu durumu biraz da genler itibariyle babasından almış olması.
    her daim karanlık atmosfer, yanıp sönen ışıklar, en gergin anlarda çakan şimşekler, kapanan yollar, kesilen elektrikler, potansiyel katil görünümlü tedirgin edici hastabakıcı, ınının müziğinin ardından gelen ani hareket ve seslerle korkutma gibi klişeleri de yönetmenin tecrübesizliğine verirsek aslında fena değil olarak nitelendirdiğimiz hollywood filmlerinden çok da aşağıda olmayan bir filmle karşı karşıyayız.ya da son izlediği korku filmi araf olan biri olarak ben fazla iyimser bir tutum içindeyim.
    katilin kimliği daha filmi izlemeden bize verilmiş durumda*.yani katilin kim olduğunu daha on beşinci dakikadan anlamıştım, nihoho diyenler kusura bakmasınlar ama saçmalıyorlar.yönetmenin finalle ilgili vurgulamak istediği süpriz hastaların hastaneyi ele geçirmesi ve tecrit hastasının gerçek kimliği hakkında.ha bunlar da film boyunca neredeyse her sahneye bol bol serpiştirilen ipuçları sayesinde rahatlıkla anlaşılabiliyor ama dediğim gibi karşımızda da yılların yönetmeni durmuyor.
    bütün bunlar bu kadar gözümüze sokulurken denizin annesinin kimliği biraz boşlukta kalmış.eski resimden bir çıkarım yapamayanlar hastanede doktor olarak değil de hasta olarak bulunduğu sonucuna varabilirler.ayrıca yine tecrit hastasının denizin babası olması da seyircinin çıkarımlarına bırakılmış.bunların bilerek yapıldığı çok ortada ama hani herşeyin içi bu kadar doldurulmuşken bunlar da boş bırakılmasaymış keşke.yani ya tamamen insanların hayalgücüyle şekillenecek bir final yapılmalı ya da herşey iyice anlatılmalıymış.
    şimdi benim takıldığım birkaç nokta var.birincisi sadıkın sevimli polisi öldürmesindeki amaç.hastane sakinlerinin polislerin varlığından rahatsız olduğu ortada ama adamları öldürmek isteyecek kadar büyük bir rahatsızlık da söz konusu değildi, sadık durup duruken adamcağızdan ne istedi.her psikolojik rahatsızlığı olan insan potansiyel katildir mesajı mı veriliyor burada bize, film boyunca kontrolü ele alan hastaların intikam mintikam derken doktorlara yaptıklarını da göz önünde bulundurursak ortaya böyle bir sonuç çıkıyor.ikincisi deniz kızımızın annesiyle olan ilişkisi.bu gibi durumlarda genel olarak evlatta kendini suçlu hissetme hali görülür diye biliyorum, oysa denizde hiçbir şekilde kendini suçlama hali görülmüyor ya da bize açıkça verilmese de annesinin intikamını almasının altında yatan neden bu.üçüncüsü ragıp-deniz ilişkisi.ben sanki filmin akışı içersinde ikisinin arasında bir duygusal yakınlaşma gözlemler gibi oldum ama ragıpın filmin sonundaki tavırları düşüncemi tamamen tersine çıkardı.ya da konusu ne olursa olsun her filmde aşk hikayesi görmeye alıştığım için bilinçaltımın oynadığı bir oyunun kurbanı da olmuş olabilirim, bilemeyeceğim.dördüncüsü o hastaların yok iğne yapmaktı, yok tıbbi terimlerdi, yok ilaçların dozlarıydı gibi bilgi birikimi gerektiren şeyleri nasıl öğrendiği.orada geçirdikleri süre içinde göre göre öğrendiler gibi bir açıklamayı kesinlikle kabul etmiyorum, filmdeki en büyük mantıksızlık da buydu zaten.beşincisi film boyunca tecavüze uğrayan herkesin katatonik şizofren olması durumu.bu mudur tecavüz edilen herkeste katatonik şizofreni mi ortaya çıkar, hiç biri olayı atlatıp hayatına devam edemez mi.olayı dramatikleştirmek adına bu kadar abartmak normal midir orası da ayrı bir konu.
    filmin en vurucu noktası deniz
    in de babası tarafından uğradığı tecavüz sonucunda hamile kalması, annesiyle tamamen aynı kaderi paylaşması çok klasik de olsa insanı ister istemez etkiliyor, denizin boş koridorlarda yankılanan çığlıkları da yine klasik bile olsa o psikolojiyle insanı etkileyen bir ayrıntı olmuş.adı çok geçen tecavüz sahnesi diğer yapımlarla kıyaslanınca insanı çok da rahatsız eden görüntülerden oluşmuyor.sahnenin kilit bir sahne olmasının nedeni tamamen tecavüzcünün aslında kurbanın babası olması durumu.lakin denizin o anda bunu anlayıp anlayamadığı da seyirciye sunulmamış.ayrıca sözü geçen tecrit hastasıyla ilgili atlanan bir durum da gerçekten anlatıldığı kadar psikopat olsa sadece tecavüzle yetinmeyeceği, film boyunca anlatıldığı kadarıyla insan doğal olarak kızı öldürmesini de bekliyor ama bu atlanmış.
    oyunculuklara değinmek gerekirse; şahan gökbakaryurdaer okur, mahmut gökgöz, sevimli polis ve sadık" title="(bkz: ın abartıldıkça abartılan rolü üç beş hırıltıdan ibaret.yurdaer okur, mahmut gökgöz, sevimli polis ve sadık)">ın abartıldıkça abartılan rolü üç beş hırıltıdan ibaret.yurdaer okur, mahmut gökgöz, sevimli polis ve sadıkı oynayan arkadaşın ise kendini aştığı bir filmle karşı karşıyayız.dördü de o kadar iyi oynamışlar ki doğa rutkay`ın rol yapma özrü göze batmaz olmuş.ama en kısa zamanda bu işleri bırakması vatan milletin hayrına olacaktır tabi.

    ---------! spoiler !-----------

    edit: her cümlesi el emeği göz nurudur ona göre.
    (sorunsendedegilbende, 03.05.2007 20:45)
  8. genin yapısını anladığımızda özgünlüğü başkalarından copy paste yapmak yerine kendimizde olduğunu sadece tasavvuf yada felsefeyle değil bilimsel olarakta ispatlanmış olması durumu.
    (fuzuli, 03.05.2007 20:59)
  9. nesilden nesile geçen katılımsal öğe.
    (adasu, 06.03.2008 02:02)
del.icio.us a ekletechnorati ye ekleyinFurl a ekleSpurl e kaydet!Wong e kaydet!Yahoo ya kaydet!Google a kaydet!Facebook a kaydet!Asansör?