dünyayı harmanlayan her türk, sanırım istanbul atatürk havalimanı'yla gurur duyar. pek çok batılı benzerinden bile daha modern bu altyapı, türkiye'nin 'arap olmayan' yüzünü ağartmaktadır. Öyle ki, geçen yıl turistik bir mısır turundan paris'e dönerken istanbul'da aktarma yapan bir fransız arkadaşım, 'aradaki farkı sana anlatamam,' demişti. 'kahire havalimanından sonra atatürk'e inince, hepimiz uygarlığa kavuştuk diye sevindik. avrupa, atatürk havalimanı'nda başlıyor!'
ve bitiyor, sayın seyirciler. mevsimlerden yaz ve bir pazar günü, atatürk havalimanı'ndan türkiye'ye giriş yapan insan, 'sahil yolu'ndan geçmek gafletine düşerse, ne denizi görür, ne havasını alır, kendisini devasa bir mangalda bulur, pişmese bile tütsülenir. belediye, halkımıza hizmet yarışında sahil yolu'nu bir güzel çimlemiş ve sanırım, üzerinde yürürler, oynarlar ya da en fazla yatarlar, sanmıştır. Çünkü türk'ün mangal tutkusuna, zaten belgrad ormanları, Çamlıca tepeleri ve daha pek çok yeşil alan feda edilmiştir. buralarda, ağaçlar füme dil, yapraklar dallar közlenmiş patlıcan görünümü arz etmekte, dağları taşları saran kebap dumanı 'keşke çiğ yeseler' dedirtirken, kesif et kokusu yamyam olmadıklarına hayıflandırmaktadır.