onun seni arkadaş listesine eklemesi mi daha garip, yoksa yıllar sonra sanki onca zaman hiç geçmemiş gibi hiç bitmeyen bir muhabbete girmek mi daha garip çelişkisinden bir türlü kurtulamamaktır.arkadaş listende onu koyacak yer bulamamaktır. ne yapacağını, her mesajda ne söyleyeceğini şaşırmaktır.anlamsız bir heyecan hissettirendir.aslında özlendiğinin farkına varılmasıdır.tuhaftır ama güzeldir.sonunun nereye varacağı bilinmeyendir.allah sonumuzu hayır etsindir.
böyle bir absurdluğün tanımı yukarıdadır, kimse üzerine alınmasın. insanoğlu çok değişik bir canlı fıtrat olarak. ben hiç tahayyül edemiyorum, ilk aşkımın beni gelip facebook'ta bulabileceğini. zira ne ilk aşkım, ne de facebook'ta legal bi account'ım var. bu iki temel elementin varlığının birleşiminden oluşan bi hadise neticede. hani ikisinden biri olsa da olmayacak yani. bak şöyle;
+baba facebook account'ı aldım ama 3 aydır ilk aşkım beni bulamadı.
-e sen onu bul o zaman kimdi ki?
+kim miydi? yokki öyle biri..
-o zaman işin çok çetin
+bak ben bunu heç düşünmediydim.
asıl takıldığım nokta, "ilk aşk" soytarılığı. daha doğrusu facebook soytarılığına boca edilen aşk soytarılığı. insanlar hep aşkın yüceliğinden, büyüklüğünden, otundan bokundan bahseder. ne kadar kutsal olduğundan dem vurur. ama yine aynı dangalaklar, aşk'ı ilki, üçüncüsü, yirmialtıncısı olarak da kategorize etmeye bayılırlar. neye göre standarize ediliyor ki bu aşk denen olgu? herkesin belli standartları olduğunu anladık ta; o yere göğe koyamadığınız aşkı, bu kadar gelip geçici olarak göstererek kendi kutsalınızla çelişiyorsunuz zaten. sokayım öyle aşk anlayışına.
ondan sonra ben hiç aşık olmadım diyen insana bi ton laflar hazırlarsınız. düdük makarnaları sizi.