kafamın arka balkonundaki soru işaretlerini mandalladığım beri, kuru bir noktaya dönüştüler. bu sanırım daha uygun oldu yaş-lanmış fikirlerime. noktalanmaları lâzım geliyormuş meğer. ama hâlâ anlamadığım şeyler var. öyle sıkı çengelini atmış ki noktaya bu işaret. (?) noktamın elinin yerinde çengeli olan, tek gözü siyah bantlı, tuhaf şapkalı, sakallı korsanı. sahte gemisine biniyor şimdi.
,
virgülden sonra ki boşluğu hatırlıyorum, boş-luk. güzeldir. hayatım tdk`nın emrine amade! ve virgül kelimesi ne acayip. hani sonu "gül" ile biten isimler gibi. "nurgül, şengül, virgül.. gibi" durgül! dur! nefeslen bi, noktalan.
..
niye bu iki noktalar hiç üçleyemediler. okeyde hep bir adam eksik kalacaklar. imlâya uyduralım diye bu hayatı, oyundan olduk iyi mi? okeye dördüncü aranıyor, iki noktalarıma da üçüncü..
"..."
düzenli hayatlar bunlar. alıntılar bazen tırnak işaretlerinde, alınd(t)ılar lakin, darıldılar şimdi bize...* bir parantez açmak istiyorum en sonunda bu düzene;* ve o parantez arasında
(doğum ve ölüm tarihi)mi yazsınlar,
düzene uymuş mezar taşımda!
!*
peki şeyi n`apcaz?
"dahi anlamındaki de ayrı yazılır"
bir de(!) o vardı...
imlâya gelmemek diye bir tabir varmış, tdk amcam öyle diyor, şu demekmiş: "bir şey veya düşünce düzenlenemeyecek kadar karışık olmak." çok karışık benimkiler, anlıyorsun değil mi? (nasıl noktalama işaretlerim düzgün mü?)