bir zamanların en prestijli meslek olan memurluk, devletin hangi kanadında çalışılırsa çalışılsın gurur duyulacak bir statüydü. o zamanlar esnaflar vardı, bir de memurlar. özel sektör kavramı hayatımızın içinde bu denli faal değildi. neyse...
bu memur takımı, aylık maaş alması nedeniyle ayaklarını bütçelerine göre uzatmak zorundaydılar. bundan dolayı , bu memur aileler hayatlarında sahip oldukları her şeyi taksitle almak zorunda kalırlardı. devlet memuru olması nedeniylemidir bilinmez, borçlarınada çok sadıklardır. ödemeler gecikecek diye ödleri kopar.
memur ailelerin çocukları da bu zihniyetle yetişir. öyle ki aile babası maaş aldığında aile konseyi toplanır, bir kağıda giderler başlığı altında borçlar yazılır ve giderler toplanır. gider gelirden çıkartılıp bir ay boyunca ailenin elinde kalacak para hesaplanırdı. kalan paradan bir miktar evin annesine verilirken evin çocukları da bu bölüşmeden payını alırdı.
günümüzde genellikle salla başı al maaşı olarak algılanan zihniyettir. öyle ki artık memur, önünde onca insan sırada beklerken bilgisayarında keyifle freecell oynamaktadır.
uğruna fıkralar yazılmış zihniyet..
şöyledir, bir boğamız vardır, çok hiperaktif, günde bir sürü inekle beraber olan, yerinde durmayan.. sonra bunu devlet üreme çiftliğine yollarlar, yavru almak için.. ama boğamız çiftliğe girer girmez salar kendini, bütün gün yatar.. bir gün, iki gün derken hayvanda tık yok.. sonunda sorarlar ya ne oldu böyle niye yatıyorsun artık diye, der ki "ben artık devlet memuru oldum"..
şaka bir yana da, memurluk artık burun bükülen bir meslek oldu.. maaşları toplumun pekçok kesimi gibi düşüktür.. bilgisayar bozuk yalanlarıyla ünlenmişlerdir.. kimi zaman aksi olanına çatarsınız, boğazlayasınız gelir.. yine de çocuğumun boğazından haram geçmesin diye çok dürüstçe çalışanları vardır.. ama ne yazık ki toplumumuzda bunların çoğu memur gelir memur gider..