sevgilim,
başlar önde, gözler alabildiğine açık,
yanan şehirlerin kızıltısı,
çiğnenen ekinler
ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
gidiliyor.
ve insanlar katlediliyor :
ağaçlardan ve danalardan
daha rahat
daha kolay
daha çok.
sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden
güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman...
dört nala gelip uzak asya'dan
akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak
bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları,bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu
bu davet bizim
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim
gibi belkide dünyada bir ülke üzerine yazılmış en gÖrkemli,en mukemmel,anlatmaya sozcuklerin yetemeyecegi bir siirin yazari!!!!!ve daha nice bu derecede muhtesem siirlerin yazarı,bir vatansever.
destansı bir biçimde şiirleştirdiği kuvay-ı milliye'nin ;devlet tiyatrosundaki oyununda arabeskçilerle aynı dizide oynayan aktrislerce dillendirmesi yüzünden mezarda kemikleri sızlıyor olan türk büyüğü...
yasamak bir agac gibi tek ve hur ve bir orman gibi kardescesine..ilk okudugmda yasam adına yazılmıs en dogru tanımlama olarak dusundurten sozlerin yazarı ve malesefki bu sevgili memleketimin degerini bilemedigi degerli yazar..
tahir ile zühre meselesinde canimizi yakmis olan sair.
tahirle zuhre meselesi
tahir olmak de ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün is tahirle zühre olabilmekte
yani yürekte.
mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seversin dünyayı doludizgin
ama o bunu farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi sart miyani tahiri zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
tahir ne kaybederdi tahirliginden?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
vatanını çok severken vatan haini ilan edilmiş, vatanına hasret dünyaya veda etmiş, dünyanın en iyi şairlerinden sayılan şiire çok şey katmış olan şair.
kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir... ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını... ben hasretlerin ...( demiştir otobiyografi adlı şiirişiirinde)
pablo neruda 1971 yılında nobel edebiyat ödülü aldığında, "benden daha büyük nazım hikmet var" diyerek ödülün ona verilmesi gerektiği hakkında açıklamada bulunarak şairimizi dünyaya bir kez daha tanıtmıştır.
sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
öz kardeşi musa yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
çelebi sultan mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
çelebi hünkar idi amma
al osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
dizeleriyle izinden gelenlere tarih için bir bakış açısı devretmiş meşhur yazar.kendisine küfrederek yükselenlerin mezarında fatiha okuduğu söylenegelir.
başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı nda.
yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
yüz bin elle dokunurum sana, istanbul a.
yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
yüz bin gözle seyrederim seni, istanbul u.
yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkı nda.
ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında
açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeğe doymak için
ete doymak için
kitaba doymak için
hürriyete doymak için.
yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin
yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak
yürüyor ayakları kan içinde.
açlık ordusu yürüyor
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.
açlık ordusu yürüyor
şehirleri omuzlarında taşıyıp
daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri
fabrika bacalarını
paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.
açlık ordusu yürüyor
ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp
ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.
açlık ordusu yürüyor
yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için
hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor
yürüyor ayakları kan içinde.
şiirinin yazarı bu ulkenın degerını bılmedıgı nice yazardan biri.
Nâzım Hikmet ilk şiirlerini hece vezniyle yazmakla birlikte, içerik bakımından hececilerden oldukça uzaktı. Onların bireyci şiirlerinin tuzağına düşmemiş, toplumsal içerikli bir şiire yönelmiş, Tevfik Fikret, Mehmet Emin ve Mehmet Âkif gibi şairlerin yoluna girmişti.
Giderek şiirinin gelişen içeriğine, hece ölçüsünün dar kalıpları yetmez oldu, yeni biçim arayışlarına yöneldi. Sovyetler Birliği nde kaldığı ilk yıllarda (1922-1925), bu biçim arayışları doruğuna ulaştı.
Hece ölçüsünün kalıplarını kırarak, Türkçe nin zengin ses özelliklerine büyük uyum sağlayan serbest nazma geçti. Bu değişiklikte Mayakovski nin ve Gelecekçilik i savunan öbür genç Sovyet şairlerinin etkileri olmuştu.
"Üç telinde üç sıska bülbül öten / üç telli saz"la çağdaş bir türkü söylenemeyeceğine inanıyordu. Yaşamın gerçeklerinden kaçarak kendi kabuğuna çekilenlerden, sanatsal etkinlikleri yalnızca aydınlara özgü etkinlikler olarak görenlerden, halkı küçümseyenlerden alabildiğine uzaklaşmıştı.
Türkiye de 1929 da 835 Satır adlı ilk kitabı yayımlandığında, bu kitaptaki şiirler karşısında, sanat çevreleri önce büyük bir şaşkınlığa düştü. Sonra çağın ünlü yazarlarından umulmadık övgüler geldi. Ahmet Haşim, Yakup Kadri gibi sanatçılar bile şairliğini öven sözler ettiler.
Nâzım Hikmet, izleyen yapıtlarıyla da etkisini sürdürdü, serbest nazmın benimsenmesini kısa sürede sağladı. 1936 ya değin yayımlanan kitaplarıyla, Cumhuriyet dönemi şiirinin değer yargılarını kökünden sarstı.
şeyh Bedreddin Destanı nda ise şiirini tam anlamıyla ulusal bir bireşime ulaştırdı. Divan ve Halk şiiri söyleyişlerini çağdaş bir anlayış içinde eritti.
Başyapıtı olan Memleketimden insan Manzaraları nı 1941 de Bursa Cezaevi nde yazmaya başlamıştı. ikinci Meşrutiyet ten II. Dünya Savaşı sonrasına kadar çok geniş bir zaman diliminin öyküsünü (1908-1959) bu kitapta destanlaştırdı.
Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı Memleketimden insan Manzaraları, bütünüyle şiir, roman, öykü, oyun, senaryo, destan denemeyen yeni bir türün habercisi oldu.
Nâzım Hikmet cezaevi yıllarında en yüksek noktasına ulaşan verimliliğiyle birbirinden güzel şiirler yazmıştı. Yurt dışına çıktıktan sonra uzun süre ustalığına sığınarak benzer şiirlerle yetindiği, bir aşama yapamadığı izlendi. 1959 dan sonra ise "Saçları saman sarısı, kirpikleri mavi" şiirleriyle yepyeni bir havaya girerek sanatının üst düzeydeki son ürünlerini verdi.
1938 de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım Hikmet şiiri, Türkiye de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965 te yeniden ortaya çıkabildi.
Türk şiirinin en büyük ustalarından biri olan Nâzım Hikmet romanlar, oyunlar da yazmıştı. Toplumcu gerçekçi oyun yazarlığının kuramsal sorunlarına çözümler getirmek amacındaki oyunlarından film, bale, opera uygulamaları yapıldı.
Ayrıca çeşitli konularda çok sayıda makalesi, eleştiri yazıları da vardır.