mümin kadınlara da söyle: bakışlarını yere indirsinler. cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. süslerini/ziynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar....
yanlis anlasilmis bir ayettir. gogus yirtmacinin uzeri kafasinin uzeri mi oluyor sorusunu akillara getirir. bunu nasil turbanin islamdaki yerinin kaniti olarak gosteriyorsunuz diye sorarlar adama. ***
mümin kadınlara da söyle: bakışlarını yere indirsinler. cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. süslerini/zinetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut erkek kardeşlerinin oğulları yahut kız kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. ey müminler, allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!
yine bizim çevirmenler insaflı davranıp "başörtüsü" diye çevirmişler humurrihinne kelimesini, ingilizce çevirilere bakıyorum, "veil" diyorlar lan! bu kelime zaten o zaman örtülen örtüdür, örtülerini göğüslerine kapasınlar diyor ayette.. "görünen kısımları hariç, süslerini şu kişilere göstermesinler.." diye devam eden ayeti de, "görünmesi zorunlu kısımlar, eller ve avuçlardır" diye tefsir ediyorlar.. kimi daha katı, işte nefes alması için burnu, ve görmesi için tek gözü diyenler bile var.. süs deyince küpe falan takılıyor ya, kulaklar da örtülecek deniyor.. bence ayetin devamında çok belli "süs" ile neyin kasdedildiği.. bir kere süsün erkeklere açılmasını yasaklaması düşündürücü.. "süs" dediği altın takılar ise, öncelikle kadınlara göstermeyin demesi gerekmez miydi? süsü kıskanır kadınlar çünkü.. yok derlerse "takılarını açmayacak çünkü takılarla kadını gören erkek tahrik olur", o zaman neden "takılarınız belli olsun diye ayaklarınızı vurmayın" diyor? ayette o kadar açık ki "süs" dediği şeyin kadının göğsü olduğu ve bunu açmanın yasaklandığı.. kendinden belli olan ise, kıyafetin üstünden belli olan hatlardır, o zaman sütyenin de olmadığını düşünürsek, ayaklar yere vurulduğunda göğüsler belli olacaktır.. ön yargısız okuyan herkes bunun tamamen kadının hareketlerine dikkat etmesini, göğüs gibi tahrike yol açacak organı kapamasını emrettiğini anlar.. ama kafamızdaki dini kuran'da arıyoruz, dini kuran'dan öğreneceğimize.. ve o kadar hadisler uydurulmuştur ki bu ayeti katı bir şekilde tefsir etmek için, haremlik selamlığa gitmiştir iş.. ayrıca takana taksın, herkes inancında serbest, ama bu ayetle gelmesin kimse.. geleneğe göre burada tesettürü emrediyor diye devam etmek isteyen de eder, ben anladığımı söyledim ayetten, ama ne haddime yorumlamak değil mi, mezhep kurucular yorumlamış.. pardon
enam 38: yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. sonra hepsi rablerinin huzurunda toplanırlar.
hud 1: elif, lam, ra. elif, lam, ra. bu, hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış ve ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.
gibi pekçok ayette, kuran'ın ne kadar "tam" olduğunu görüyoruz.. tefsir zaten okuyoruz, ben şahsen değişik fikirler almak için okuyorum, bir tartışma ortamında da gerek elmalılı'dan, gerek gazali'den, gerek başkasından fikirler söylerim.. ama açık olan ayetlere eklemeler getirilmesine sinirleniyorum.. mesela tefsir-i celaleyn okuyan varsa, eller ve gözler hariç her yerin kapanmasını savunduğunu bilir.. bugün çarşaflı insanların da inandığı kaynaklar var, öyle kafalarından giymiyorlar.. iran'da kadınlara zorunlu kılınan çadorun da kaynağı var.. aslında hadislerde çarşaf var, şöyle ki: hz. aişe'nin ablası esma birgün uzun ve ince bir elbise üzerinde olduğu halde hz. muhammed'in huzuruna girer.. hz muhammed onu görünce başını başka yöne çevirir ve, namaz kılma çağına gelen bir kızın başka erkeklere elleri ve yüzünden başkasını göstermesi haramdır der.. başka bir hadise göre, gelecekte benim ümmetimden insanlar çıkacak, kıyafetleri yeterince kalın ve bol olmayacak, onlar cehennemliktir der.. başka bir rivayete göre de, aişe, namazlarda, arkaya dizilen kadınların kıyafetlerinden dolayı, sanki başlarında kargalar vardı demesi, çarşafı doğruluyor.. yine başka bir rivayete göre, hz. muhammed, esma'ya, kadının tüm vücudu avret mahalidir demiştir.. ve örtünmeyle ilgili ikinci ayet ise:
ahzab 59: ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden üzerlerini sıkıca örtsünler! bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. bununla beraber allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.
burada "dış elbiseleri" diye çevrilen "cilbab"ı, kadını boydan boya örten elbise olarak tanımlıyor müfessirler.. yine kara çarşaf olarak tanımlayanlar da var.. bugün çarşaf giyenlerin içinde de, müslüman olduğunu belli etmek için bu kıyafeti seçmiş ve tanınmak için simge olarak seçmiş kişiler var.. ama pekçok müfessir okudum bu konuda, çoğu "tanınmak" ifadesini, hz. muhammed'in zamanında, cariyelere laf atıldığını, ya da peygamber eşlerine, mümin kadınlara laf atıldığını, hür ve mümin olanlara da tedbir olarak bu ayetin indiğini söylüyorlar.. bu bir fikirdir tabi.. ben yine ayetin devamına bakıyorum, "eziyet görmesinler" lafından zaten ortada bir eziyet, laf atma olduğunu anlıyorum.. yani ayet, eziyet amaçlı inmiştir, iffet korumak için örtünme ise nur suresi 31. ayette vardır zaten.. tabi ki biri birini neshedecek değil, neshetme olayına tamamen karşıyım.. birisi genel hüküm iken, birisi eziyet ve laf atmaların bol olduğu zamanlarda uygulanacak uygulamadır hayrettin karaman'a göre.. burada konu örtünmedir, başörtüsü değil, cibab kelimesini çarşaf olarak algılasak bile, o zaman ne giyiliyorsa onu söylemiştir, aslolan dediğim gibi edepli bir şekilde örtünmedir, o zamana kadar müşriklerde hiç görülmemiş edep.. kuran'da simge yoktur, mesela şu ayete bakalım:
hac 27: bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelmiş incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.
şimdi bu ayete bakan herkes, o zaman binek hayvanı o imiş, öyle ayet inmiş, şimdi araba olur, uçak olur diyecektir.. ama işte kadınların (müşriklerin bile) o zaman zaten kullandıkları örtüyü kastettiğini bile bile, hep budur bizim simgemiz diyorlar.. araba icat edildiği zaman, mollaların "deve üzerinde gitmek farz!" diye tutturduğu da ortada, şaka gibi ama değil.. ve öyle hadisler var ki,"kim kuran'ı kendi yorumlamaya kalksa, doğru da olsa yanlış yapmıştır." "kim kuran'ı yorumlarsa kafirdir" gibi hadisler dayatılıyor, kuran'da böyle birşey yok.. tek dayanak ise kuran'dan "allah'a ve resulüne itaat edin" "kim peygambere itaat etmezse, tam iman etmemiştir" tarzında ayetlerdir.. hz. muhammed zaten kuran dışı hükümler koymuyor ki, kuran'a itaat zaten allah'a ve peygambere itaattir.. ayrıca peygamber zamanında yazılan hadis de yoktur.. bir hadis "aişe'den rivayet ediliyor" diye başlayınca ne yazık ki insanımız, hadis kitabını yazanın, onun ağzından yazdığını sanıyor.. halbuki hadisler, peygamberin ölümünden çok sonra yazılmıştır, ne hz. ömer zamanında yazılan hadis vardır, ne hz. ali'nin.. hepsinden sonra yazılmıştır, hicri 70. yıl civarı dağınık bir şekilde yazılmaya başlanmış, kitap olarak ise hz. muhammed'in ölümünden 200 sene sonra toplanmıştır.. şii kaynakları daha da sonra yazılmıştır, bunu ben demiyorum, alimler de kabul ediyor ama sahihliğini bilmek için teferruatlı çalışmalarla yazılmıştır diyorlar.. hz. muhammed'in torununu bile öldürenlerin iktidar olduğu dönemde yazılan hadisleri şüphe etmeden kabul etmek hayret vericidir, en bilinen veda hutbesinin bile değişik versiyonları olması düşündürücüdür, binlerce müslümanın duyduğu halde.. ayrıca kuran'a uygun olarak peygamberimizin zamanın şartlarına göre liderlik yapması ayrıdır, her hadisi vahiy gibi algılamak ayrıdır.. hadislerin sahihliği de, birden çok kişinin onaylamasına, hadis zincirinin sağlamlığına, vs bakmaktadır, o da teferruatlı bir konu, zaten islama hakim diye bilinen bir kişi bu konuda bilgilidir, bu inkar edilemez.. mesela hanefi mezhebinin kurucusu ebu hanife, hadis konusunda zayıf olduğu için çok eleştirmiştir.. hadis zincirleri kimi zaman 6-7 kişiden oluşur, yani altı ve yedinci ağızdan yazılmıştır.. icma gibi inceleme alanları da sonradan gelişmiştir, hadisler o kadar kesin olsa bu kadar mezhep olmazdı.. hükümler çok açıktır kuran'da, nettir, ama bulandıran hadisler çoktur, doğrulayanların sayısına bakarak inanmak da mantıklı değil bana göre.. peygamberimize inancım sonsuz, onun söylediği iddia edilen sözler kendi yazdırdığı sözler olsa bir saniye durmaz inanırım, ama insan yazması kitapları kuran'la bir tutmak, inanmayan cehennemliktir demek, benim okuduğum kuran'a sığmıyor, ona hakaret geliyor bana, hükümler o kadar açık ki..
enam 144: şimdi de allah size kitabı, içinde herşey inceden inceye açıklanmış olarak göndermişken allah'tan başkasını mı hakem isteyeceğim?
hadislere inanmayın demiyorum, ben de elimden geldiğinde okuyorum hadisleri, başörtüsü yoktur diye birşeyi de kanıtlama çabasında değilim, hadislerde çarşaf da vardır, isteyen icmaya, hadise, tefsire göre anlar dini kuran'la çelişmedikçe, çarşaf da yasak değil, sakal da kuran'da, ses çıkarmam.. ama başörtüsü takmayan birine dinsiz, günahkar demek yanlıştır.. dinayet işleri başkanının bir röportajını izlemiştim örtünme konusunda, o bile sorulan sorulara en sonunda "yüzyıllardır yanlış mı anlaşılmış?" gibi şeylerle cevap verdi, yani iş geleneğe dökülecekse biz atalarımızı bu yolda bulduk ve ondan başkasına inanmayız diyorlar, ya ataları doğruyu bulamamışlardı iseler gibisinden ayetler var, bu her ne kadar putperesetlere yönelik olsa da kuran'da gelenek anlayışının yanlışlığını çok güzel vurgular, örtü konusunda da cevap gelenek olmamalı.. tabi ki insan öyle anlıyorsa takar, sonuna kadar saygı duyulması gerekir, bir bayanın kendini sakınması ve edepli olması güzeldir ama takmayanı cehennemlik gibi, edepsiz gibi göstermek, allah adına hükümler koymak yanlıştır.. umarım anlatabiliyorumdur
www.islamidava.com/... (nur suresi 31. ayet tefsiri)
ayrıca kuran hüküm koyucudur.bu hükümleri hayata geçiren ise peygamberdir.eğer biraz işkembeden atmayı bırakıp, araştırıp konuşulursa daha gerçekçi,daha dinlenilebilir olacaktır.aksi halde şoke olmalar falan oldukça gülünç hale gelmektedir.
islamda genel kurallar kuran ayetleri, tamamlayıcı kurallar ise hazreti peygamber döneminde uygulanan eylemler, sünnetlerdir. yani kuran ayetlerinde ayrıntıya girmeksizin, genel, soyut ilkeler belirlenir ve bu ilkeler sünnetlerle özel ve somut hale gelir.
hz. muhammed'in o dönemdeki sünnetiyle birleştiğinde başörtüsü kavramını gündeme getiren ayettir.