bir kalp ağrısıdır mona. ve yemyeşil bahçlerde açan bir gül kadar narindir sezai'inin monaya duyduğu aşk. ve kadife kadar yumuşaktır sözleri. öyle ya şair yüreği bu zımpara gibi kullanılsa da yumuşaktır. kessen dikine ayrılmaz ki şairin yüreği....
bir kez olsun serinletmeden mona'nın dudaklarında dudaklarında bu kadar aşk yorgunu olmuştur sezai. belki aşkının temizliğinden belki de medeni korkaklığından olsa gerek tutmadan bir gün ellerinden o'nu yaşadı aşkı. ve karbon karğıtlarıyla, daktilolarla, fotokopi makineleriyle, topkyekün bir seferberlikle dolaştı mona rosa elden ele.
aşkın en yetkin şiiridir mona rosa. tek taraflı da olsa bir aşkın ne kadar büyük olabiliceğinin kanıtıdır. nazım'ın sevmese ne çıkar dediği elmadır mona. ve bahçeden bir elma çaldı sezai. çok güzel görünüyordu ama bir kez olsun dişleri değmedi elmaya ve diliyle tadını alamadı elmanın. elmaya duyulan hasretti çektiği.
seni sevmese ne olur elmasına yazılan en bütük şiirdir. platonize aşkın manifestosudur mona roza... kavuşamamanın acısıdır...
mona roza, siyah güller, ak güller
geyvenin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
ah, senin yüzünden kana batacak
mona roza siyah güller, ak güller
ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
mona roza, bugün bende bir hal var
yağmur iğri iğri düşer toprağa
ulur aya karşı kirli çakallar
açma pencereni perdeleri çek
mona roza seni görmemeliyim
bir bakışın ölmem için yetecek
anla mona roza, ben bir deliyim
açma pencereni perdeleri çek...
zeytin ağaçları söğüt gölgesi
bende çıkar güneş aydınlığa
bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
seni hatırlatıyor her zaman bana
zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ve vardır her vahşi çiçekte gurur
bir mumun ardında bekleyen rüzgar
işıksız ruhumu sallar da durur
zambaklar en ıssız yerlerde açar
ellerin ellerin ve parmakların
bir nar çiçeğini eziyor gibi
ellerinden belli oluyor bir kadın
denizin dibinde geziyor gibi
ellerin ellerin ve parmakların
zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat onikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
zaman ne de çabuk geçiyor mona
akşamları gelir incir kuşları
konar bahçenin incirlerine
kiminin rengi ak, kimisi sarı
ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
akşamları gelir incir kuşları
ki ben mona roza bulurum seni
incir kuşlarının bakışlarında
hayatla doldurur bu boş yelkeni
o masum bakışlar su kenarında
ki ben mona roza bulurum seni
kırgın kırgın bakma yüzüme roza
henüz dinlemedin benden türküler
benim aşkım sığmaz öyle her saza
en güzel şarkıyı bir kurşun söyler
kırgın kırgın bakma yüzüme roza
artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı
artık inan bana muhacir kızı
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
meyvalar sabırla olgunlaşırmış
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış
yağmurlardan sonra büyürmüş başak
altın bilezikler o kokulu ten
cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
bir tüy ki can verir bir gülümsesen
bir tüy ki kapalı gece ve güne
altın bilezikler o kokulu ten
mona roza siyah güller, ak güller
geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
mona roza siyah güller, ak güller