yeni moda mide rahatsızlığının türemesiyle ramazan demeye bin şahit gereken, dinimizde orucla gecirilmesi istenilen günlerinin bu devirdeki sözde adıdır.
on iki gününün kaldığı mübarek ay. gezmek tozmakla, kavga gürültüyle, açlıktan yakınmayla, sahurlarda uyumayla ve en mühimi de normal bir aymış gibi varsaymayla değil de ibadetle, tevbeyle değerlendirilmesi gereken ay. gerçi kaçımız yapıyoruz ki...
hz. muhmmed'in şeytanların zincirlendiği ay diye tarif ettiği, herkese bir etkisi olması gereken ay.. bazı çevreler bu şaytanların zincirlenme benzetmesine gülüyorlar, hz. muhammed kötülüğü çokça şeytan diye tanımlamıştır, buradaki kasıt, kötülüklerden tamamen uzak olmamız gerektiğidir.. yemek içmeyi kesmeden ibaret kılmayıp, kötü sözlerden, kalbimizdeki fitnelerden de arınıp, hiçbir kötülüğü yapmamaktır, hoşgörüdür.. zaten kötülüklerden uzak durması gereken müslümanların kendini daha da iyiliğe vermesi gereken aydır.. ama günümüzde bunu aç kalmaya endeksleyip etrafa öfke kusan, açlığının hırsını milletten alan, sahte davranışlarıyla dikkat çeken, oruç tutmasıyla övünüp tutmayanları hor gören bir zihniyet yetişmiştir.. bunu en iyi açıklayan yine hz. muhammed'dir, "kimileri vardır ki, ramazan'da oruç tutar, ama allah'ın gözünde aç kalmaktan başka bir anlamı yoktur"..
her sene zamanı değişen, orospuların çalışmadığı, meyhanelerin kapalı olduğu, müslümanlar için bir nevi günah çıkarma amaçlı ilginç bir arap takvimi ayı.
artık pek iplenmeyen ay.başlamasından 1 hafta önce sığ şahısların alkol ve seks için kapanış partileri düzenlemesine anlam veremediğim ay.yine aynı sığ şahısların, bu ayın bayramında, bayram namazına müteakip kerhane ve meyhane kapılarını aşındırdıkları ay.
asıl amacı nefsi terbiye etmek olan ancak ne hikmetse gıda tüketiminin ve buna bağlı olarak gıda reklamları ve zamlarının coştuğu aydır.
sözüm ona aç kalarak yoksulun halinden anlayacağı zihniyetindeki bir çok insan bu ayda tuttuğu oruçtan en az şekilde etkilenmek için sahurda patlarcasına yemek yiyip iftarda da sözde o gün aç kaldığı için kendilerine kral sofraları kurmaktadır. "e hani ne anladım ben böyle nefis terbiyesinden" dememek işten bile değildir. zira gıdadaki bu talep patlaması tvdeki sucuk, pastırma vb gıda reklamlarını coşturarak bunları alacak gücü olmayan insanlar için ramazanı işkence ayı haline getirebilmektedir.
hani biz şimdi yoksulun halinden daha iyi anlayacaktık, onlara daha çok yardım edecektik. n'oldu? ramazan bizim için ziyafet, şölen ayı olurken gelir dağılımından hak ettiği payı alamayan insanlar için tam bir eziyet ayı olmadı mı? bizim yüksek taleplerimiz nedeniyle patlama yapan fiyatlar en çok onları vurmadı mı?
velhasıl pratiği teorisinin tam zıttı olan bir aydır ramazan.
sabırlı kılması ile kişisel gelişim yaklaştırmasına uğrar. ötekini, ötekinin açlık halini anlatması bakımından bir empati kurumu gibi işlemesinden bahsedilir. israf ve lüks belalarını def edebilirliğinden dem vurulur.
kimi zayıflama adına milat beller ‘on bir ayın sultanı’nı. kimi depolarca istif ettiği bakliyattan bir ay boyunca daha da fazla kâr elde etme derdindedir. kimi bedavadan sıcak çorbaya ulaşmanın heyecanında gitgide uzayan kuyruklara ‘gene de‘ katlanma niyetinde…
koca bir yıl boyunca cuma namazlarına sığdırılmış inancın hiç bitmeyecekmiş gibi duran, ‘söylemesi kolay tabi’ onlarca rekât teravihte yeniden doğması… çiğ süt emmiş insanlığımızı bir de çiğ et ile örselemek; sofrada olmazsa olmaz, çiğ köfteyi aslında yalnızca iftar vakitlerinde her cadde başına kurulmuş tezgâhlardan satın almak…
‘arka sayfa güzeli’ zihniyetinde medya herkeslerden fazla benimser ramazanı. kimi artık popüler beyaz ‘hoca’ların boy gösterdiği programlar kaplar ekranları. tartışılır ‘sigara içmek orucu bozar mı?’ diye. yahut ‘oruçlu iken diş fırçalamak caiz midir?’… ya da… ithal ‘çağrı’lar, farklı versiyonları ile bolca reklâmla doyurulup kumandanın sayabildiği tüm kanallarda yer edinir. ‘zap’ yapmak keyfinden mahrum kalır kimi. kimi gözyaşları içinde izler tarih sandıklarını.
göğsünü gere gere koca bir ay boyunca kapalı tutar lokantasını kimi; yazar da asar vitrinine ‘ramazan dolayısı ile’… kimi istif’ini bozmaz; pub’larda dansözler alkol tüketiminde çıtayı aşağılara düşürmeme gayretine adamışlardır kendilerini. kâh yatılı okullar haber yapılır ‘öğlen yemeği verilmiyor’ diye. ayda amerikanya bayrağına inananlar, okullarda asıldığı ilan edilen şeriat bayrağına da inanır; ayan! asker ocağı ocakları kaynatır iftar vakitlerinde; şeraite inat oruç tutar mehmetçik!
aksaray-laleli müdavimi rus-ukraynalı karışım dinlerin imparatorluk tarihinde ne de iyi kaynaştığının kanıtıdır sanki; oruçlu ağızların suyu mekruha akar. on sekizine yeni basmışlar, erkekliğe de adım atmış olur ‘zannınca’… istanbul’u çevreleyen tarih caddelerde elinde bira şişesiyle dolaşan turistlere sahip çıkar.
orucu tutanın da tutmayanın da kendine göre haklı sebepleri vardır. hangi dinin mensubu olursa olsun, kişi öz muhasebesini yapıp da, kendince en iyi, en doğru ve en haklı davranır aslında. eğer islam’ın şartlarından birini yerine getirmek istiyorsa biri, kurum ve kuruluşlar ile temelde insan olarak çevre, bu karara saygı göstermeli ve bu ibadet için gerekli düzenlemeleri yapmalı, imkânı sunmalıdır. aynı şekilde, öteki oruç tutmak istemiyorsa, onun için de gereken, gerektiği gibi; farklı, kendini fark ettirir bir kimlik oluşturmayacak şekilde yapılmalıdır. birine zorla oruç tutturmaya çalışmak, tutmadığı halde davranışlarda farklılığa gitmek zaten orucun empati sıfatını ortadan kaldırır. aynı şekilde oruç tutuyor diye birine nefsini zorlayacak davranışlarda bulunmak da genelde ‘insan’ sıfatını sıfırlayacaktır. caddelerde, kafelerde, restoranlarda, karşı karşıya gelinen herhangi bir noktada, turistliğini yaşayan yabancıları yadırgar bakışlar ile karşılamak da gene hem insan olarak, hem bir kültür-bilir vatandaş olarak vasfımız olmasa gerek; kabul edilebilir olmasa gerek.
bunların yanında oruç gibi bir ibadeti yapan, bu güzelliği ‘öteki’lerle paylaşma özgürlüğünde olabilmelidir; ötekinin kendi nedenlerini sıralama özgürlüğü olduğu gibi.
bu ramazan, lokantasını gün boyu açan da, ‘ramazan dolayısıyla’ kapayan da ötekini anlayabilir olsun. arkadaşlardan biri iftarı iple çekiyorken; öteki elinde tostu, koluna girebilsin mesela.(daha neler) medya, ısmarlama değil de, ihtiyaca cevap verir yayınlar yapsa örneğin. pirincin fiyatı düşse! ötekileşebilse toplumumuz keşke!
ramazan ayi müslümana orucun farz olduğunu hatirlamaksizin ve hatirlatmaksizin geçiyor
namaz insanı kılar başlıklı bir yazı yazdım. maksadım zekâmın parlaklığını ispat etmek değildi. yazdıklarımı beni kendilerinden bilerek okuyanlar bu ifadenin hangi düşüncelere tekabül ettiğini öğrenmiş oldu. insan kılınmanın namazla mukayyet olduğu hatırlanmalı idi ki, bizleri islâm’dan uzak tutma manevralarını kolaylaştırmak için hümanist bahaneler uydurma gayretkeşliğinin önü alınabilsin.
besbelli ki bu meyanda yazdıklarım ilgi uyandırdı. toplum bilinciyle yaşayanlar değil ve fakat sürüye mensubiyetin keyfiyle yaşayanlar, ilgi uyandırmayı en büyük kazanç sayıyor. biz de yapalım, biz de ilgi uyandıralım demek onların hoşuna gidiyor. benim sözümden kalkarak yeni uyarlamalara varmayı denediler: bu aklı evvellere göre madem namazın insanı kıldığı söylenmişti; o halde orucun da insanı tuttuğu söylenebilirdi. halbuki böyle bir yakıştırma hem dinî mükellefiyetlerin önemini kavramaktan nasipsizliği işaret ediyor, hem de onlardaki türkçe bilgisi ve sevgisinin nedretini gösteriyor. biz türkler tâat kılar gibi namaz kılar, sözümüzü tutar gibi orucumuzu tutarız. biz nasıl tâat kılıyorsak, tâatın da bizi kıldığı apaçık bellidir ve anlam bakımından bizim tâat kılmamızla tâatın bizi kılması aynı istikameti gösterir; ama aynı mütekabiliyet, ne söz ve tutmak ne de oruç ve tutmak ilişkisi bakımından geçerlidir. bizim sözümüzü tutmamız bizi olumlu bir duruma sokar. gel gelelim, sözümüz bizi tutuyor dediğimizde istemediğimiz bir durumun haberini vermiş oluruz. sözlük ellidokuz anlamda tutmaktan bahsediyor. bunların hangisiyle tutacak oruç insanı? nerede insanları vapurun tutması gibi, insanları orucun tutması bahse konu oluyorsa, orada kulak verilecek söz etmekten imtina ediliyor demektir.
nerede o eski ramazanlar mankafalığını devam ettiremiyorlar. ramazan orucunun farz olduğunu hatırlatmayı da gözleri yemiyor. çünkü buradan üzerimize farz olan başka hususlara geçileceği korkusunu içlerinden atamıyorlar. neden?
Bu site içerisinde yer alan bütün yazılar
tamamıyla doğru değildir, gerçeklikten çok ama çok uzaktır, hayal ürünüdür.
hukuki gereklilikler haricinde yazarlarımızın kişisel bilgileri üçüncü
şahıslarla hiçbir şekilde paylaşılmamaktadır. yazarlar otomatikman girilerinin
telif haklarını fatih sultan mehmet han a devretmiş sayılırlar bu yüzden pilot
olma durumunda girilerinizin silinmesini talep edemez, etsenizde sonuç
alamazsınız. "silmez isen ..." tarzında ifadelerde bize sökmez. zaten siliyoruz. İçeriğimizin bir
kısmı 18 yaş altındakilerin gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebileceğinden
sakıncalı olmakla beraber, kendimi olgun hissediyorum tarzındaki söylemlerden
hoşlanmayız, yalan yanlış bilgi verenler; sorumluluklarını kendileri almış
sayılırlar. Klinik deneylerce de sözlüğün bağımlılık yarattığı ortaya çıkarılmıştır. | sitemap