bir insanın hayatında mutluluk ne kadar kalıcıysa (ki değildir) mutsuzlukta o kadar kalıcıdır her ne kadar o an bize hiç bitmeyecekmiş gibi gelse bile.. belli duraklarda hayata verilen molalar kadar kısa gelir insana yaşanılan mutluluklar. çünkü insan mutlu ve keyifliyken anlamaz zamanın nasıl geçtiğini. mutsuzken saniyeler dakika, dakikalar saat gibi gelir insana. nolursa olsun mutluluğun değerini anlayabilmek için o kötü şeyleri de yaşamalıdır insan. çünkü her şey mükemmel olsa bile mutsuz olmak için bir nedenimiz vardır mutlaka. kısacası hepimizin hayatının bir parçasıdır ve olması gerekendir.
hayatta mutluluk, sevgi, aşk, kader,şans ve digerleri ne kadar kacınılmazlar ise mutsuzlukta hayatın olmazsa olmazlarındandır. bunların tümü bir araya gelince ancak hayat anlaşılabilir...
yüzünü görünmeyecek kadar boyamayı getirir, belki kapanır diye o mutsuzluk.. ayna da gördüğünde bir başkasının yüzüymüş gibi baktığında bir tebessüm kondurur belki yerini unutmuş gamzelere diye.. yalancı malancı.. günübirlik yaşamayı öğretti bize yaşadıklarımız.. alınan dersler, hep hayal kırıklıkları sayesinde. gülüyoruz evet, bir aldanmaca.. bir tanınmayan, başka bir insan yaşıyormuşçasına bak hayatına dedi, objektif olmak ne haddimize, en ağır cezayı kesmek için en ağır suçu işlemeyi beklemek niye ki? ne kadar düştüğünü, ne kadar adi olabileceğini görebilmek için mi?
kitleniyor ya söyleyecekler... sözcükler düğüm.. hıçkırıklar haksızlığa boyun eğmekten.. yüzüm tuzlu.. geçmişin boşluğu, geleceğin yokluğu değil, şimdinin bokluğundan.*
nedense mutlulugu yollamak kolayken onun dusmani mutsuzluktan kurtulmak cok zordur.ama zaten kurtulmaya calisildikca genelde daha da icine batilir.en iyisi dibe vurup birden cikmaktir sanirim.
*
hayattan kopmaktır. hayatın farkındalık yaratan farklılıklarının farkına varamamaktır. zaten farklı olduğun gruptan farklı hareket ederek farklı olacağını sanmak, sanmakla kalmayıp farklı olmaktır.
mutsuz olan insanlar temelde farklı olan insanlardır. zira biz diğerleri yani farklı olan gruptan farklı olanlar yüzey normalleri ele alındığında farklı olmayan insanlarızdır. hepimiz mutluyuzdur yani.
ancak onlar yani bir avuç farklı insan ve yani mutsuz olanlar bu dünyadaki fark edilmeye değer şeyleri fark edemeyecek kadar değersiz bulurlar. bu bakımdan farklıdırlar. ve yine aynı bakımdan mutsuzdurlar.
farklı olma güdülerine karşı gelip farksız olarak içimize girebilseler aslında mutlu olabileceklerdir bu farklı mutsuzlar. ancak bunu düşünebilecek kadar boşlukta değildir kafaları. farklı olmak için mutsuz olmakla meşgullerdir zira.
bir insanın mutsuz olmak isteyeceği zaman zarfı oldukça kısa bir yola benzer. oldukça kısadır.
mini mini dakikalar süresince mutsuz olmak istersiniz sadece. sonrasında gerçek dünyaya dönersiniz.
ancak dönemeyenler ve mutsuz olmakla yetinmeyip mutsuzluğun sınırlarında gezinip onu bir miktar zorlayan insanlar da vardır. bunlar anlaşılmaz insanlardır.
yine de siz de bir yerde farklı olduğunuzdan (farklı olan mutsuzlardan farklısınızdır aslında sağlıklı bir insandan farksız olsanız da) kendinizden farklı olan bu insanları anlamaya çalışırsınız. aslında pek mantıklı gelmez bu ama yine de yapmaya çalışırsınız.
bir insanı anlamak için onu dinlemek gerek şüphesiz. ancak bir insanı dinleyebilmek için ona katılmak da feci şekilde gerekir.
yine de siz bir yerde farklı olan bir insan olarak bu saçmalıkların hepsini toplayıp bir yana atar ve kendinizden farklı olan insanı dinlemeye koyulursunuz. yaparsınız bunu. en azından uğraşsanız yapabileceğinize olan güveniniz tamdır.
gerçekten mutsuz olan gerçek bir mutsuzu dinlediğinizde onun suçu hayata attığını anlarsınız.
ona göre hayat ibnedir. mütemadiyen gamsız olduğuna inanır günahsız hayatın. ve hatta suçlamanın boyutlarını zorlayıp hayatın herkese farklı farklı tuzaklar kurduğunu, gözünün yaşını görmediğini hatta ve hatta yorduğunu falan iddia eder.
oysa ki bilmez hayatımızdaki en kıdemli dostumuzdur hayat.
başımıza gelen en abuk ama mutsuzluk verici şeylerden ötürü saatlerce hiç nefes almadan sövebildiğimiz bir arkadaşımız daha var mıdır hayattan başka?
hayat ibne falan değildir. ibne olan insandır. hatta mutsuz insandır. farklı olmaya çalışan bu ibnelerin hayatı ibnelikle suçladıkları her dakika tüylerim diken diken olmakta. büyük bir aymazlık onlarınki.
sadece bana değil her aklı selime gına getirebilecek düzeydedir bu yaklaşık iki dakika aralıklı olarak çıkagelen mutsuz serzenişteleri.
burada aklı selim olduğumu iddia etmek gibi bir amacım olmadığı gibi aklı selim olmayanı aklı selim olmamakla suçlamak veya aklı selim olanı bu sebepten ötürü övmek gibi bir amacım da bulunmamaktadır. esasen benim selim'le bir derdim de yoktur. hatta bahsi geçen şahısı yolda görsem tanımam. o derece yani.
gerçek mutsuzluğun tadına hiç bakmamış biri olarak gerçekten mutsuz olduğunu iddia eden bir avuç farklıya sormak istediğim bir soru var aslında.
mutsuzluk mu tanrıyı yarattı yoksa tanrı mı mutsuzluğu? tanrı varsa neden mutsuzuz? yoksa yoksa tanrı yok mu? aldatıldık mı yoksa? tek bir soru olmadığını fark ettim, evet.
mutsuzluk birçok milletin hiç de hoşuna gitmeyen sapkın insan davranışlarından biridir. mazoşizmi bir insan davranışı olarak özetlemek gerekirse tabi.
velhasıl ve türevleri gibi birçok yazım yanlışına gebe sözcüklere inat sözün özü şudur ki mutsuzluk bir suçtur kimsenin işlemek istemediği. ve yine bir suçtur mutsuzluk her an dünyanın her köşesinde işlenen. cezası acayip acıtan, derin, garip ve bir o kadar da revaçta bir suçtur mutsuzluk.
bir duygu cinayetidir. faili meçhul.