vuslatının hangi kör noktada yattığını bilemeden, bir kibritle ciğer yangınına dönüşen birileri?ni özlemek...
olmak ya da olmamak,
bütün mesele bundan ibaret kalsaydı, belki.. belki daha kolaydı. oysa her şey böylesi tiyatral sahnelerde yaşanmıyor. replikleri ezberlenememiş bir text eline tutuşturulmuş, balık hafızalığına küfrederken buluyorsun kendini sonunda.
ve alkış biter.
birileri,
bir-ileri, iki-geri saydıran birileri... belki hiç görmediğin, belki görmek için yanıp tutuştuğun, sadece iki kelam edebilmişliğe eyvallah dediğin birileri... gönül gözünde patinaj izi bırakan birileri...
Özlemek,
yorumsuz!
yorgunuz...
?sürahiye hapsolmuş suya bile ağlamak?.... hah işte, bu cümleyi kuran birilerini özledim galiba..
merak ediyorum nerdesin acaba özlediğim insan
ve de merak ediyorum bendeki soyutluğun kaç bedende somutluk buldu da salınır şimdi ahu gözlerde?
"olmayan" diyemem sana, bilirim ki "olmak" benim içimde de "olur".
suyun tadını hiç bilmedim ya küçüklüğümde; onu da özledim ben, annem vermeyince ağladım!
seni de bilemem; belki yanımdasın belki yanımdan da yakın.
bir an eksiliğni duyarız o hayalimizde yerleştirdiğimize. ağlamak istediğimiz omuz olamadığı, şen kahkalarımızı duymadığı için kızarız ve özleriz onu..
sonra da isyan başlar sahiplenemediğin kadere, bırakıp gitmesi içinse yalvarırız.
aslında burada özlenen şey kişi değil duygudurumdur. mesela ben eski kız arkadaşımı özlemiyorum. nefret ediyorum belki de. ama sonuçta o güzel günleri özlüyorum. şimdi de o kadar güzel günler yaşasam diyorum. ama bu demek değildir ki o kızı özlüyorum. demek ki o kızı özlemiyorsam, o günlerin güzelliğini de istiyorsam demek ki hayatımda olmayan birisine özlem duyuyorum.
ordan bakınca bir abazanın vakti gelmiş gibi görünebilir. ama aslında bu ince bir olaydır. hani gülüşmeler, küçük jestler, hayaller, süslemeler falandan bahsediyorum ben. yanlış anlamayınız efenim.
ayrıca bu bir açıklama olduğu kadar bence dile getiriştir de.