ezelden beri türkçe konuşayım walkman yerine başka bir kelime kullanayım,''özgürsellik bağlamında bu artamları....'' gibi gereksiz cümleler kurayım gibi bir takıntım yoktur ama son zamanlardaki bu yabancı kelime akışı beni bile sıkmaya başladı.
tanımımızı yaparsak.değeri bizim gibi yeni yetmeler tarafından tam olarak da anlaşılamamış bir dil.
geçen dostumla konuşuyordum şöyle bir diyalog gerçekleşti:
d: ne oluyoruz yahu?
b: hayrola?
d: eskiden bir sözcüğün türkçesini değil, osmanlıca ya da frenkçesini kullanmak kimi zaman kibarlık sayılırdı; ama o kadarı dahi kimi zaman eleştiri konusu olurdu; şimdi öyle mi?
d: görmüyor musun yahu, şehrin caddelerinde türkçe adlı bir işyerine rastlamak neredeyse istisna; günlük sohbetlerimizde argomuzu dahi özler duruma geldik
b: gelişerek ilerliyoruz züttürük; sen çağın gerisinde kalmışsın.
d: şirazeni sikeyim....
şaka bir yana dostumuz önemli bir konuya parmak basıyor.
dil ile düşünce yapısı arasında bir paralellik olduğu bilimsel gerçeklik.
bize ait olmayan ama sinsi sinsi bizi kendimize yabancılaştıran bu dil, düşünce kalıbımızı değiştirmiş olabilir mi?
artan toplumsal sorunlarımızın yumaklaşmasını, çözümü yönelik umutların yitirilmesini, yetersizlik duygumuzun gelişmesini, bu çerçevede değerlendirmek abartı mı olur?
ne kadar tuhaf…
kentlerin caddelerinde türkçe adlı bir işyerine rastlamak neredeyse istisna oldu.
artık berbere değil kuaföre gidiyoruz.
ekmek arası köfte yemek, portakal suyu içmek için faest-food yolu aşındırıyoruz.
belediyelerimiz kaldırım yerine ‘tretuvar’, sınır taşı yerine ‘bordür’ döşüyorlar.
memleketi yöneten büyüklerimiz, tümcelerine‘’president’, ‘transformasyon’, ‘depolitizasyon’ gibi kelimeler katmazlarsa kültür düzeyleri konusunda yetersizlik duygusu kaygısı içindeler…
sanki türkçemizin cılkı çıktı…
neden bütünleşme değil de ‘entegrasyon’?
neden kürt gerçeği değil de ‘realitesi’?
neden kafa yapısı değil de ‘mantalite’?
neden çıkış değil de ‘sorti’?
neden yıldız değil de ‘star’?
neden elektronik posta değil de e-mail?
vatan toprağında değil dünyanın herhangi bir arsasında yaşıyor gibiyiz…
turistler yabancılık çekmiyor, kendi halkımız ülkelerinde yabancılaştı.
işgal bu değilse nedir?
insanlar işgal diyince illaki tecavüz edilen kadınlar işkence yapılan erkekler,dövülen,itilen kakılan çocuklar mı olması gerektiğini düşünüyor.artık işgal ekonomi ile kültürel dayatma ile oluyor.düşünce yapısını değiştirmekle oluyor...
ha bunda en büyük hata da bizim.haala türkçe kitaplarımızda ''türkçe dünyanın en büyük dilidir,10000000 kelime vardır,yaşasın türkler,kaşgarlı mahmut....'' bırakın arkadaş bu geyikleri....bugün cumhuriyet bayramında bayrak sallıyanların alayı kuaföre gidip cafe latte içiyor...siz haala kaşgardasınız mahmuttasınız....