hz. vahşi, resul-i ekrem'in amcası hz.hamza'yı şehit etmiştir.
resul-i ekrem bakışıyla, edasıyla o'na şu sözü söylemişti.sen amcam hamza'yı şehid ettin, didik didik parçaladın seni gördükçe amcamı hatırlarım; elimde olmayarak hakim olamadığım kalbim belki sana kırılır. kabilse bana biraz seyrek görün. demişti. iman içine girdikten sonra resul-i ekrem'den uzak kalmanın imkanı var mıydı? yoktu ama, fermana da boyun eğmek icab ediyordu.
vahşi bir-iki sene yaşadı. yaşadı ama efendimiz minberin bu tarafındaysa, o minberin öbür tarafından yüzüne bakıyor; tebessümünü yakalamaya çalışıyordu. selam verirse dudaklarında gezen kelimeleri yakalamaya çalışıyordu. yaşadığı iki sene zarfında; yarı saadet, yarı elem dolu iki senelik hayatı içinde, her ağlamasını bir gülmenin, her gülmesini bir ağlamanın takib ettiği iki senelik devrinde, efendimizin artık bana görünebilirsin beşaretini, sözünü, teklifini duymamıştı.
muharebe meydanlarını kovalıyordu.
yemame çok çetin ve zorlu bir muharebe meydanıydı. burada inşaallah ölürüm diyordu. salim'in şehid olduğu yerde, huzeyfe'nin doğrandığı yerde, ebu akil'in parçalandığı yerde, allah bana da nasib eder diye yemame'ye kadar gitmişti. müseyleme'yi allah karşısına çıkarmıştı; (yalancı peygamberi). bu demirler içinde tunç gibi insan vahşi'nin karşısına çıkınca, bir sahabi "allah düşmanı" diye müseyleme'yi işaret etmişti. hatıra olarak elinde taşıdığı pasli bir mızrak vardı. bu mızrakı yedi-sekiz sene evvel göklerde "allah'ın arslanı" diye yazılan hz. hamza'nın sinesine saplamıştı. hatıra olarak yanında bulunduruyordu. o paslı mızrağın başka yapacağı bir iş daha vardı. müseyleme'nin sinesine saplanacaktı. işte orada müseyleme'nin sinesine saplanıyordu.
mızrağına vazifesini gördükten sonra, başını yere koymuş, resul-i ekrem'in ruhaniyetinden istimdad ediyor, "artık, ya rasul allah! sana görünebilirim mi?" diyordu. zira kafirken müslümanların en hayırlısını şehid ettim, müslüman olduktan sonra kafirlerin en şerlisini öldürmüş oluyorum." diyordu.