zirvenin sessiz sedasız yazarı *. geldi,** bi esti, gitti. anladığım kadarıyla normal hayatında bu kadar mahçub değilmiş ama ilk kez karşılaşılan insanlarla ancak o kadar. ama bu mahcubiyetin de ayrı bir çekiciliği yok değil tabi.
tereddütsüz olarak erkek olduğunu düşünürken karşıma hoş bir kız olarak çıkıp beni şaşırtmıştır. düşündürtmüştür de ulan ben o mesajlaşmaları başkasıyla mı yaptım diye *
benim de pek sohbet edemediğim insanlardan. kardeşinin doğum günü için erken ayrıldı.* biz gurbettekilerin yanında "annemlerle doğum günü kutlıycaaaz." dedi, aile özlemimizi tavan yaptırdı.
bugün iktisat fakültesi ek binanın önünde beni görünce selam çakandır. ama tanımamazlıktan geldim kendisini , ama aslında tanıdım tabii ; alınmamış olduğunu umuyorum.* ayrıca açık konuşmak gerekirse ilk bakışta tanıyamadım ama sonra çözdüm o olduğunu.* neyse ya şaka yapmıştım aslında ona..
böyle yüzünde nuru olan bir insan. nur inmiş lan işte.
çok asil aynı zamanda, zarif, benim kadar olmasa da.
arada laf atanlara dalıyor falan ama olsundu.
yirim lan!
şüphesiz ki allah, bu insanı badici! olsun diye yaratmış. komşu komşunun herkülüne muhtaçtırdan yola çıkarak daha çok lazım olacağan bana diyorum. dedim.
yüksek topuklar?daki asıl kadın karakter mutsuz ve kendinden hoşnutsuz olmasına sebep gösterdiği ve bunu her fırsatta belirttiği çok fazla düşünme, engel olamadığı çağrışımlar, susturamadığı iç sesiyle yaptığı sosyolojik değerlendirmeler ve benzeri özelliklerini bazı durumlarda entelektüel olma, kendini geliştirme ve derinleştirme çabası, başkalarının göremediklerini görme ve anlayamadıklarını anlama gibi şekillere büründürerek inceden inceye gururlanıyor bu da onu beğenmediği bütün diğer kadınlar gibi oyuncu ve iki yüzlü yapıyor. dolayısıyla kendi ağzından yazılan bunca şeyi okuduğunuz esas kadın karakteri önemsemiyor ve saygı duymuyorken kitaptan da keyif alamaz hale geliyorsunuz. ancak kitabın son bölümlerinde problemli ve mutsuz oluşunu kibirliliğiyle ilişkilendirerek içten içe ?oh olsun? dediğiniz bu kadının bilmediğiniz yönleriyle karşılaşıyorsunuz. kötü bir çocukluk ve ilk gençlik dönemi geçiren bu kadının şimdiki yaşantısından bu sorunlu zamanlarını okuyamamış ve onu haksız yere suçlamış olmanın rahatsızlığını yaşıyorsunuz. Üstelik bütün bunlar kabullenilmiş ve üstesinden gelinmiş problemler olduğundan sizde hiçbir şekilde acıma duygusu yaratmıyor. bu da o güçlü kadına içten içe duyduğunuz kıskançlığı ve bütün o ?oh olsun?ların altında yatan kendi gerçeğinizi farketmenizi sağlıyor. bu noktada bu kadına böyle güçlü olup sizde acıma duygusu yaratmadığı ve vicdanınızı rahatsız etmediği için minnet duyuyorsunuz. sonuç olarak kitabın ortalarında aynı tadı vermediğini düşündüğünüz ve eleştirdiğiniz murathan mungan?a bir kez daha hayran oluyorsunuz.