3 mart 1925'te tbmm'de kabul edildi. hükümete olağanüstü yetkiler veren takrir-i sükun kanunu ile kasım 1924 ortalarında "dinsel gericilik" tehlikesine karşı başbakan ismet inönü sıkıyönetim ilan edilmesini istedi. ancak meclis'te bu isteğini kabul ettiremeyince istifa etti ve yerine yumuşak kişiliğiyle tanınan fethi bey ( fethi okyar) başbakanlığa getirildi.1925 şubat ortalarında şeyh said isyanı patlak verince, doğu anadolu'da hemen sıkıyönetim ilân edildi. fethi bey düşürüldü ve yeni hükümeti 3 mart'ta ismet paşa kurdu. yeni hükümet ilk iş olarak takrir-i sükûn kanunu'nu meclis'ten geçirdi ve biri isyan bölgesinde, öteki "ankara" adını taşımakla birlikte yurdun geri kalan bölgelerinde çalışmak üzere iki de istiklal mahkemesi kurulmasını kararlaştırdı.
3 maddeden oluşan takrir-i sükun kanunu'nun 1. maddesi şöyleydi:
irtica ve isyana ve memleketin nizam-ı içtimaisi (toplumsal düzen) ve huzur ve sükûnu ve emniyet ve asayişini ihlale bais (bozmaya yönelik) bilumum teşkilât ve tahrikat ve teşvikat ve neşriyatı ( örgütlenmeleri, kışkırtmaları, yüreklendirmeleri ve yayınları), hükümet reisi cumhurun tasdikiyle ve re'sen ve idareten man'e mezundur (kendi başına yasaklamaya yetkilidir). iş bu ef'al erbabını (bu eylemleri işleyenleri) hükümet istiklâl mahkemesi'ne tevdi edebilir.
halkın laik düzeni benimsememesinin en büyük nedenlerinden birisi. tepeden inme bir mantıkla halkın yüzyıllardır uyguladığı,sahiplendiği yaşam biçimini ve gelenekleri(doğru ya da yanlış) zorla değiştirmeye, bastırmaya çalışmıştır dönemin devlet agaları, diktatörleri.. zira bazı şeyler eğitim ve psikolojik propaganda gibi etkenlerle halka sindirilerek aşılanmalı ama terör rejimi gibi bir düzende insanlara baskıyla dayattığınız şeyler doğru da olsa bir yerlerden tepkiyle karşılaşır. lümpen dinci/gerici akp'nin iktidara bu kadar güçlü uzanmasının altında da yatan budur aslında. çünkü halka daha farklı bir anlayış vaad ediyor, paradigmaları değiştireceğinden söz ediyor.
halkın devletin kurucu kadrosunun nitelikleri(katı ulus devlet anlayışı, elitist laiklik gibi) ile çelişkilerini iyi yakaladılar. yıllardır devleti yöneten elitlerin bu noktada halka karşı yaptıkları büyük hatalar ve bunun sonucunda insanlarda derin travmatik izler bırakan politik olayların da büyük etkisi var. mesela adnan menders'in asılması olayında verilen mesaj şuydu; senin seçtiğini ben asarım..!!
dolayısıyla baskı ve zulüm kanunlarının hiçbir zaman kalıcı olmadığı ve yıkılmaya mahkum olduğu, tc devletinde şu anda siyasetin ve neredeyse devlet mekanizmasının el değiştirmesiyle belli oluyor. takrir-i sükun ve onun gibi nice zalim kanunun yaratıcıları yine cezalarını halktan buluyorlar. zira demir yumruk altında ezilen her toplum mutlaka buna siyasal veya anarşist şekilde cevap verir.yani ya seçimlerle demokratik haklarıyla baskıcıya karşı koyar ya da ihtilalle. ve tc de biz bunların hepsini gördük , hala da görüyoruz..bakalım taşlar yerine oturuncaya kadar daha ne göreceğiz.