tamamlanmamış hikayeler 
bu başlık toplam 4145 kez okunmuş.
  / 3
olmaz olsun
  1. ne olduğunu anlamak zordu. oturduğu iskemle, etrafındaki insanlar, kalabalığın çıkardığı ses her ne kadar da dikkat dağıtıcı olsa da aradığı şey zihninin derinliklerinde olduğu için bu şartlar hiç ilgisini çekmiyordu. cübbesinin eteklerindeki islemeleri daha önce hiç orada değilmiş gibi inceliyor, nefes aldığı belli olmasın diye sanki ciğerlerini sıkıyordu. hatırlamak üzere olmanın verdiği haz ve heyecan daha önce de olduğu gibi içindeki sıcaklığı bir kat daha arttırmıştı. narin bir bedene sahip olmanın verdiği kısıtlama olsa gerek diye hep düşünse de aslında biliyordu ki içindeki güç ve istek onu meraki doğrultusunca tetikliyordu. uzun sari saçları pürüzsüz alnından henüz genç sayılabilecek yüzüne doğru düşüyordu. 1-2 damla tel şakaklarından yanaklarına doğru akamaya başlamıştı. ama sonunda oluyordu. hatırlıyordu. köy evi ... arkadaşlar.... bir acı .... acının kendi içindeki tarifi imkansızın ötesinde bir an bile sürmüş olsa bedenindeki kasılmaya engel olamadı. evin içindeki o sandık.... sandığın içindeki kitap ...... evet, hatırlıyordu. gözleri bir anda kasılarak büyüdü. kitaba elini ilk attığı an.... yine o acı, yine o tarifsiz ve karşı konulamaz azap... fiziksel bir açıdan çok ruhsal bir çöküntünün bırakacağı bu denli bir acıyı hatırlamamanın verdiği şiddetli korkuda o an bir kez daha nadrind sarsıldı. vicdanının mi yoksa korkunun verdiği etkiden mi bilinmez istemsiz olarak eli çantasının üstünden, içindeki o sıcak deri kaplı kitaba gitti ve bir anda başı geriye doğru sarsıldı. görüyordu.... ormanın derinliklerindeki o derme çatma kulübeyi... bir anda görüntü hızlandı. içeriye doğru giriyordu. gözlerinde ayni kendinden emin ifade ve dudaklarında aynı kıvrım. tanıyordu bu bakışı. içeri doğru girdi. sandıkla arasında sadece bir kol boyu mesafe vardı . elini atmadan duraksadı . arkasındaki adamlarına seslendi. onlar çekinerek içeri gidiler. bir şeyden korkuyorlardı fakat ne olduğu belli değildi. üzerlerindeki kan daha kurumamıştı. az önce yapılan muhtemelen savunma değil bir elf için ciddi bir katliam tadında idi. parmağı ile adamlarına sandığı açmalarını emretti. öndeki elf ileri doğru seğirterek sandığa doğru yaklaştı. ne tuzak ne de bir büyü tetiklenmişti. devam etti. sandığa uzandı ve dokundu. o anda nadrind kendi gözlerindeki ifadeden çekindi. bir anda bedeni derin ve sonsuz bir güçle titredi. karanlık.... sanki hiç bitmeyecek kadar sonsuzluğu hissetse de kisa sure dewam etmis olmasının caresizlik ve umutsuzlugun pencesine gomdugu genc buyucuyu imgelerin netlesmesiyle bambaska ve tarifsiz bir vicdan azabi bekliyodu.. adamları kavrulmuştu. kapıdan çıkan kendine bakarken nadrind?in gözü kucağında sıkı sıkı tuttuğu deri kaplı kitaba takıldı.. sadece ona baktığında içindeki vicdan azabı bir nebze olsun dinmişti... sonrasında kalabalığın içine seslerin arasına geri dönüş... bardaki masasında sanki az önce gördüğü imgeleri olmamış gibi var sayarak ellerini saçlarının arasına attı ve gözlerinin önündeki telleri arkaya doğru topladı... "hatırlamak" diye düşündü etrafındaki insanların en irisine doğru bakarken... hatırlamak belki de en sıcak tecrübelerinden biri olmuştu.......

    (demlik, 14.05.2007 22:45)
  2. yıllarca almış olduğu disiplin mi yoksa kısıtlamalar mı onu bu hale getirmişti bilinmez. su anda bardaki taburelerin birinde sırtını ve dirseklerini bara vermiş, vücut hatlarını ön plana çıkartacak şekilde duruyordu. duruşunun estetiğini bozan tek şey, bar taburelerinin normal insanların oturduğu taktirde ayaklarının yere değmemesini sağlamakken bu durumun jaques uzerinde sadece yaslanma ic gudusu yaratmasiydi. hiçbir zaman sırtından ayırmadığı kılıcını yeni girdiği mekan ve ortamlarda yere saplanacak şekilde koyup eliyle üzerine baskı yapardı. bir bakıma ben buradaydım demenin kaba ve etkili yollarından biri olarak görürdü bunu.yine aynisini yapmaktaydı. kılıcının keskinliği ve duruşu kendisi kadar güçlü ve çekiciydi. içten içe gücünü her zaman bu cüce yapımı ağır iki elli kılıçtan aldığına inanırdı.daha hiç bileylenmemiş ve asla körelmeyecek olan bu kılıç belki 100?lerce canlının son nefesine şahitlik etmiş binlercesinin ismini parlaklığının içinde hapsetmekteydi.kabzasındaki tahta alaşım metallerle sağlamlaştırılıp sadece elflerin ormanında yetişen ve en sağlam ağaçtan yapılan, cüce yontmacılığının bir eseri olarak kılıca eklenmişti. gövde kısmı babasına hediye eden cücenin söylediğine göre asla paslanmayacak ve körelmeyecekti. kılıcın sağlamlığı asırlarla ve sahipleri ile belli olacak ve sadece bir kere kırılacaktı. bu rivayetleri hatırlamak, ister istemez bu iri savaşçının mizacına aykırı suratına bir tebessümü de eklerdi. çünkü cüce bu rivayetleri yaptığı zaman muhtemel yamağı ağzının kenarı ile pis bir gülümseme fırlatmıştı. ustası bunun üzerine narin elfin sırtına sağlam bir şaplak atmış "öğrenemeyeceksin bu isi" demişti. jaques bu dönemler çocuk olsa da her hatırladığında buna güler ve ayni pis gülüşle elfe cevap verisini tatlı bir şekilde yad ederdi. bu güzel anısı barmate kızın yanına yaklaşıp bir şey isteyip istememesini sormasıyla muhtemelen uzun bir sure hatırlamamak üzere unutulup gitmişti. yolculuğunun uzunluğu ve bu süre zarfında insanlarla geçirdiği az surenin ya öldürmek ya da bilgi alana kadar hayatta tutup sonra öldürmek üzere ikiye ayrıldığını kısa bir surede hesap eden jaques ciddi bir suredir herhangi kızla birlikte olmadığını idrak etti. kızın sorusuna geç cevap vermeyi her zaman kullandığı etkileme taktiği ile paralel bu kez de ihtiyaçtan dolayı istemeyerek biraz fazla hissettirdi. kızın bakışlarının sıkılma ifadesi olduğunu geç de olsa anlayan deneyimli zampara hemen bu açığını konuyu uzatmakta buldu ve menüde neler bulunduğunu sordu. aksanı ve mimikleri soylu oluşunu istemeyerek ele vermiş olsa da kızın hafif tebessümü doğru yolda olduğu izlenimini verdi. menüyü hemen getiriyorum diyen kız görüş alanından çıktıktan sonra yılların verdiği iç güdülerle mi alakalı bilinmez izlendiğini fark etti. etrafı süzmeye başladığında karşısındaki masada turuncu cübbesi sari saçları ve üzerindekilerin etkisiyle alakalı mistik sarı alevli gözleri ile tanıdık bir yüzün onu selamladığını gördü. uzun zaman olmuştu diye iç geçirdi....
    (demlik, 14.05.2007 22:46)
  3. (°bkz: doğmamış çocuğa mektup)
    (bilen, 14.05.2007 23:02)
  4. bir siritis olustu belli belirsiz suratinda. gittin sonra anahtari aramaya. bulamadin tabi. kendi kaosunun icinde oldugunu iddia ettigin duzenin nerede hani, gene bulamadin aradigini. her neyse, ihtiyacin yok anahtara. bir cekic aldin eline. basladin defterin kilidine vurmaya. vurmadan once de biliyordun boyle acilmayacagini o kilidin, zaman degil mi ki onun anahtari? zamanin nasil gectigini hapistekiler gibi anladin sen de bugun, geri kalan gunler gibi. bekledin gene de aksama kadar merakla. tam sen yatip gozlerini kapatinca bir "klik" sesi duyup kalktin ayaga, gittin gunlugunun yanina. senin isminin ve soyadinin yazildigi, kisisel bilgilerinin bulundugu ilk sayfalari gectin hizlica, cocukca bir heyecanla. ilerledikce hayatindan belli bolumler buluyordun defterin icinde, daha cok bir gunluk seklinde. bebekliginde daha once hatirlamadigin anilarini okuyabiliyordun simdi. kim neden yazmis olacak ki bunlari? bunlari da gectikce su an bulundugun gune geldin, tabi bostu sayfa sen ilk actiginda. simdi yazilar spiderman sandmanin kafasini trene surterkenki gibi ucusup konuyorlardi sayfana. simsiyah bir murekkep, koyu bir kan, ya da icindeki nefretin sulandirilmisi, daha koyu cunku nefretin, kinin. bugun yaptiklarini okudun gunlugunde. sonra gittin yattin yatagina, artik isinin bittigini kaniksayarak. gozlerini kapatmanla acman bir oldu, aynen kuranda gectigine gore oldukten sonra mahser gunune kadar surecek zamanki kadar bir vakitte. actin gozlerini sabaha, belki aksama, kapaliyken perdelerin anlamiyordun duzeni. sadece bu sefer her sey daha da gercekci geliyordu sana. aradin gunlugunu ama o da kilitliydi, garip bir sekilde. bakmaya gittin annene babana, kardesine eger bir tane varsa. bostu her yer, her oda. yapayalnizdin simdi. soguk bir heyecani sicak bir korku izledi cigerlerinde. cami acip disari baktin ama parmaklarin arasini kesen kagit gibi kargalarin sesi kesiyordu sessizligi. goz goze geldiklerin yaklasiyordu sana. kapatip cami sokaga seyirttin. yoktu ki orada da kimse.





    bir siritis olustu belli belirsiz suratinda. anahtari siki siki cevirip bir daha acmazcasina kapadin gunlugu. buktun sonra anahtari, camlari acip havadaki martilara attin sonra onu. baska hic bir sey yoktu disarida, camasirlar ve martilardan baska. iyiydi martilar, iyiligin sembolu belki de. her sey daha iyiydi kargalardan.
    ve tabi ki.
    yalnizliktan.



    bir siritis olustu belli belirsiz suratinda. yattin yatagina gozlerini kirpmadan. kurtulmustun dunyandan belki, kendine ait dunyadan, baska birini oraya hapsederek. senin sucun olup olmadigi ustune dusunmedin bile, sadece ozgurlugunun tadina baktin. bir hikayen var oysa ki senin. eger ki acabilseydin gunlugunu, gorecektin ilk sayfalarini.


    bos


    gorecektin ondan sonra kucuklugun hakkindaki yazilari.



    bos...
    (6dark6night6, 15.05.2007 20:55)
  5. gözleri kapalıydı... kapalı gözlerle ayakta öylesine bekliyordu, ne yaptığından kesinlikle emindi. zihni tamamen açıktı ve herşey netti, eskiden kendinden geçerdi ama artık alışmışlığın verdiği keyif vardı üzerinde. çevresini koklamaya başladı, duvarlarla çevriliydi etrafı ama tenini yalayan bir esinti vardı içeride, hoşuna gidiyordu rüzgarla flörtü.. artık kokuyu daha net algılamaya başlamıştı ve gözleri hala kapalıydı bir süre daha da açmayacağından emindi...

    teker teker tüm duyularını hissetmeye zorladı kendini, bu ona yaşadığını hissettiriyordu... temiz hava kirlenmeye başladıkça kokuya doymaya başladığını farketti, ama biraz da üzülüyordu aslında.. alışıyordu çünkü, artık bu koku eskisi kadar çekici gelmiyordu. yine de seviyordu ama, koklama hissi kaybolana kadar kokladı etrafını. algısını seslere yöneltmişti ama ses bakımından zengin bir ortamda değildi, hafif esen rüzgarın yüzüne teması vardı. içeride bir pencere çarpıyordu farklı periyotlarla, bu düzensiz vuruşlar da gayet rahatsız ediciydi.

    bedenine yöneltti algılarını. kotu biraz sıkıyordu ama düşünmedi pek bunu. kollarında bazı yerler sızlıyordu hafiften, hiçbiri yoğun değildi ama. elindeki plastik saplı şeyi çevirmeye başladı, yapış yapış olduğunu hissetti, iğrendi biraz. rüzgar hala devam ediyordu ve hala yüzüne çarpmasından keyif alıyordu o tatlı meltemin. saçları gözünün önüne inmişti ve esintiyle beraber yüzüne yüzüne çarpıyor, bir hayli de huylandırıyordu. hareketsizliğini elini saçlarına götürerek bozdu, saçlarını geriye doğru attı. alnındaki nemin serinliğini hissediyordu artık. biraz gülümsedi ve "eh artık vakit geldi" dedi...

    gözlerini açtı ve ayakları altında yatan cansız bedene baktı. geriye tek bir duyu kalmıştı;

    ve şimdi sıra tatmaya gelmişti...
    (goliath, 15.05.2007 22:44)
  6. bar icinde envai cesit musteri olmasi muhtemeldir fakat gnomelarin genelde anormal musteri olmalari zaten insanlara zit olan karakter ve davranislari baz alinarak konusuldugunda aslinda gayet siradan musteriler olduklari ortaya cikar. "temeldeki fark aslinda taleplerle alakali bizim gibi kucuk ama onemli uyusmazliklardir" diyen bir gnome dusunurun henuz ismini tam hatirlayamamis olan screwy o an itibari ile kesinlike ona hak vermisti. oturdugu sandalyeden inip masanin altinda yemek yemesine zaten kimse karismiyordu. kendi kendine o zaman buraya neden tabure veya ufak yastiklar koymadilar die merakla sordu. cevabi tabii kendi de biliyordu. suratini eksitti. "kesin calarlar" dedi net bi sekilde. bara ait bardak, surahinin tipasi masanin altindan gorunebilecek ve calinmasi kolay hemen hemen her seyi, başkası çalmasın diye çantasında muhafaza ediyordu. yedigi ekmek lezzetliydi ve kullanilan tereyagi kesinlikle tazeydi. iyi eritilimis oldugunu yan masaya da tuterek geldiginde anlamisti. tabii sahibi de yiyecek gibi durmuyordu aslinda. iyi niyetli biri oldugunu dusunerek ekmegi sogumaktan kurtarmak adina alan screwy masanin altinda guven dolu alanina erismisti. ekmegini kemirmek bi yana hala gozleri bi parlak nesneden diğerine dogru gectiginden daha yerken bile meraktan terliyordu. kendisi icten ice kalabalik yerleri hep itici bulmustur aslinda. babasinin sakin bir hayat arayisi icin terk ettigi koyu, tam tersi macera aramak için, belki de babasını bulmak için 5 sene evvel terk etmişti. her gittigi yerde bi sey onu takip ediyordu. en azindan o bunu savunuyordu ama ne kendisi bilioyordu ne oldugunu ne de bi baskasi. oturdugu yerden etrafi izlerken iceri girmek icin kullandigi yarim kapinin alt tarafindan gorebildigi manzara ekmekten kemirdigi lokmanin azindan dusmesine sebep olabilecek bi manzaraydı. disarda sehrin en parlak zirhli sovalyesinin hemen yaninda gumus sacli kucuk bir kiz, el ele yuruyorlardı. kucuk kiz ona dogru bakti ve tebessum etti . screwy bir anda icinden eger bir seylerin koleksiyonunu yapacak olsaydim ilk basta bu kizin saclari olurdu diye dusundu. kiz gorunurden kaybolmadan evvel hayir dermiscesine basini iki yana salladi. afallayan screwy kendini toparlamak icin tam bir hamle yaparak oraya dogru gidecekti ki altinda oturdgu masa bir anda buyuk bi gurultuyle uzerinden cekilip alindi. guven veren o sicak his bi anda panik aninin soguk esintisine donustu. arkasina kafasini kaldirip baktiginda sogumasin diye alinan ekmegin sahibinin bir seyden dolayi mutsuz oldugunu bariz bi sekilde belli eden bi yuz ifadesi ile screwy`e baktigini anladi.

    (demlik, 16.05.2007 17:22)
  7. bir lanetmiscesine, gulumsemenin en kotu yanını dodo her zaman en icten şekilde anlamistir. yuz kaslarinin fazla gerilmesinin elmacik kemiklerindeki irksal cikintilarla tatli bir kombinasyon olusturuyor olmasi onu bile bir cok kez rahatsiz etmistir. ama mudahale edemeyeceğini en kotu zamanlarda, en aci tecrubelerle onaylamisti. bardaki sandalyesine tirmanip sirtini dik bi sekilde arkaligina yasladiginda her siradan musteri gibi ickisini beklemek yerine bardaki insanlarin bir cogunu nereden tanidigini, onlari nerede gordugunu ya da gorup gormedigini dusunerek vakit geciriyordu. kendince hatiralarini harmanliyordu. her gecen barmate ya sacini oksuyor ya da yanagindan bir makas aliyordu. irksal ozelliklerinin her zerresini son raddine kadar kullanmayi adet haline getiren dodo, bu tur kucuk complimanlardan hemen sonra ya en sirin bakisini ya da seker gulusunu ortaya koyardi. bu sefer de aynisini yapacakken karsisinda gordugu biri ona cok candan, cok yakindan bir tanidik izlenimi vermisti. hemen hatirlamak icin zorladi kendini. bir cocuk hatirladi. karisinin ve kendisinin en buyuk sihiri, en yuce sonucu. onun dogumu... kucagina ilk aldigi anlar.... fakat bulanikti hatiralar. karisinin olup olmedigini bir turlu hatirlayamiyordu. cocugun buyumesi... onun ilk attlattigi hastalik, ilk attigi adım... annesiyle goldeki yuruyusleri.... yavas yavas taslar oturuyordu. cocugun buyuyusu... dodo`ya ve karisina olan sadakati... hatiralari bi sekilde cikartiyordu yerinden ama sonrasinda acaba kendisininkilerdenmidi ona emin olamiyordu.... cocugun olgunlasmasi, hatiralar yavas yavas siliniyor gibi, hatirlamak guc gelmeye basliyor. gozlerini actiginda anliyor ki gene hatiralari karismis, bir baskasininkileri kendisininki zannetmisti. bu gune kadar ne bir karisi ne de cocugu olmustu. bildigi tek sey karsisindaki savascinin babasi olamayacak kadar kucuk olduguydu. fakat onun babasini kurtarabilecek kadar gucune hakimdi.
    (demlik, 16.05.2007 17:22)
  8. (°bkz: devamı yarın)
    (passiveaggressive, 16.05.2007 17:58)
  9. Yanlis zamanda yanlis yerde olmak... belki de onun hayatini ve hissetiklerini aciklamak tam manasi ile bu idi. mukemmel yanlislik. ne kendisi ne de bu gune kadar katlettikleri ona aradiginin cevabini vermisti. icindeki kini, nefreti dindirmek icin nice yaratigi, nice canliyi ya kilicinin keskinligiyle doyurdu ya da nefesiyle bogdu. fakat her seferinde nefret vicdan azabina dönüşmüş, azap da sonemeyecek bir alevi biraz daha gurlestirmisti. ne babasini ne de annesini taniyordu. bildigi canlilar ya hayatta kalmak adina oldurdugu yaratiklar, ya da sehir duvarlari yakininda teninin rengi yuzunden dikkatlerini cektigi guardlardi. aradigi seyin aslinda huzurlu bir olum olduguna kendisi emindi fakat, ne bilekleri ne de sicak nefesi buna izin veriyordu. bunlarin bilinci ile gunesin sik yapraklara carpip seyreldigi bir gune uyandi. gece hakkinda gene belli belirsiz kabusla gercek arasinda gidip gelen az imgeler hatirliyordu. icinde bulundugu kabuslar genelde kirmizi hatlara sahip olsa da temelinde hep ayni urpertici sonla sok icinde uyanirdi. beyaz tenli uzun bir insan kadin sirtindaki gri puskullu kaftaniyla saclarini orter. yerden bi kundak kaldirir. kundaktaki bebegin sesi her adimda biraz daha yukselir ve tirmalayici bir hal alir. yaklastikca kadinin elbisesinin kopcalarinda bir sembolun parlayici isigi kirik kilicla kalkani parlatir. omzunun ustunden kundaga bakinca kundakta sadece bir yumurta oldugu gorulur. yumurta catlar ve garip bir soguk icinde raminand alisamadigi kabusundan uyandirir. gunes o isiklarinin onu daha sicak tutmasi lazimdir fakat bir anda daha once hic hissetmedigi bir sey hisseder. ilk uyandiginda aslinda bunun ic gidiklayici bir sey oldugunu dusunur fakat sonra anlar. bir seyler ters gitmektedir. bir anda kilicinin tekine uzanmak icin hamle eder fakat koluna korkunc bir agri girer. koluna baktiginda teninin renginde ciddi bir koyulasma fark eder. bunun anlaminin ne oldugunu cozmesi sadece 3 saniyesini ama artik cok gectir. ağzindan cikan dumanlar mevsimin bu zamaninda spendorianin bu bolumunde gerceklesmesi mumkun olmayacak kadar yogundur. arkasindan duydugu yaprak sesleri artik ruzgarla alakali degil sadece donmus bir seyin dusup kirilma sesiydi. anlamisti . en sonunda istedigi ve ozledigi huzurlu olume kavusacakti. belirsizlik arayisi, kin, nefret hepsi son bulacakti. ama bunu ona sunan yaratigi da gormek icin belki de icinde kalan son atesi de kullandi. dogrulmus pozisyonundan kafasini geriye dogru atabildi. kaslarinin hareket ettigi her an aci kat be kat fazlalasiyordu ama kararliydi onu gorecekti. kafasini yere değdirdiginde son gordugu imge onu dehsete dusurmustu. daha once hic bu kadar mavi ve buyuk bir insan gormemisti. son dusuncesi ise acaba yine mi yanlis zamanda yanlis yerde olduguydu.....
    (demlik, 16.05.2007 21:44)
  10. dur durak bilmeden dusundun bu konu hakkinda, yordun kafani. simdi de ayni haldesin. yalnizsin evde, ellerini sakaklarina dayamis dusunuyorsun yataginin ustunde. kapak guzellerinin verdigi pozlar gibi ayaklarini salliyorsun arkanda yuzustu yatmisken. bir bulldogun suratindan farkin yok bu haldeyken.

    dusunuyorsun hala, neden zorladin ki kendini bu kadar. almasi kolay bir karar olmasi gerekiyordu senin icin. olan butun her seyden sonra ayni sekilde devam etmeyi dusunmuyorsun herhalde, ama neden bu karari almak zorunda olan sensin ki?

    carpip cikmistin kapiyi daha dun gece hatirliyorsan. sanki dunyayi kurtaracakmis gibi arkana bakmadan cekip gitmistin. baska sans birakmamisti ki sana ama. ciddi bir kavga etmistiniz sonunda. ciddi bir kavga ne kadar ciddi olabilirse, aklindakileri soyledin ona sonunda sadece. aska inanmadigini, ona, senin icinden gelmeyen, istemedigin hic bir seyi soylemeyecegini ve de onu aslinda kullandigini soyledin. duygusuz seks icin degil, duygularini kullandin onun. pisman ettin onu seninle ciktigina, kalbindeki yaralarin kabugunu onun gozyaslarindan olusturmana sinirlendi en cok, duygu orospun oldu o.

    simdi terk ettin evi, cikarkenki kesin tavrin simdi gidecegin yeri bulmaya calistigin ve onu dusundugun icin suratinda alik bir bakisa donusmustu. siluetler yanindan agir cekimdeymis gibi gecerken goz cukurlarina dusmus yaslar elmacik kemiklerinden asagi dogru suzulmek istiyorlardi. elinle kulakliklarini duzeltmek istermis gibi yapip sildin damlalari, elinle biraz ittirdin kulakligi da. duygusal takilmak istedigin bir zamanda kulaginda obituary caliyordu. kendi evine gittin sonra. simdi de bu haldesin iste.

    hala veremedin kararini. saatlerdir ayni durumda bacaklarini salliyorsun. arkanda telefonun calmasini acinacak bir umutla bekliyorsun, ayaga kalkmana engel olacak gururunu yere atmis olmana ragmen. ustune basip gecip acacaksin o telefonu. eger calarsa, ya da calsaydi.. aldin eline demin cikip migrostan aldigin 3 ytl lik sarabi. ictikten sonra bir kac yudum, suratini eksiterek kendini o sicakliga biraktin aldirmazca.

    dusunuyorsun. birakip gitmeli mi buralari? her degisen sevgiliden sonra kendini ergenlik cagindaki genclermis gibi tribe biraktigini biliyorsun ama umrunda degil pek. bu sefer kararli gibisin. ciddi ciddi dusundugune gore. klasik laflar degil midir zaten, birakip gitmek ve benzerleri.. farkli miydi ki bu sefer olanlar, basina gelenler? vicdanin olsaydi sizlardi onu biliyorsun. senin su an burada elinde sarapla durman cektigin vicdan azabi degil, sadece dusuncelerini berraklastirmak icin takildigin bir kac yudum.

    ne yapacaksin peki. ondan korktugun icin degil, acaba birakip gitme zamani mi geldi buralari artik? yozlasmis zamanlara ayak uydurmus sen bile tiksindin hareketlerinden. sadece seks icin bir kizi kullanmak igrenclik olarak tanimlanabilir, az bile belki ama ya duygularini kullanmak? sen sevmedigin halde sevildigin icin kendi gotunun kalkmasina izin vermek, karsidakinin duygularini sadece sana yonelikken umursamak!

    belki de seni birakip gitmelerinin zamani gelmistir artik. sen de zorluk cikarma o yuzden. ama tam uyum saglamaya basliyordun o igrenc topluma, kuklalardan olusma. ne oldu ki simdi, neden birden bu kacma fikirleri, kendinden mi kaciyorsun yoksa? birakmayacak ki pesini o icine yerlesmis duygular. gene de denemek istiyorsun sansini, eyvallah.

    aldin sarabini eline, koydun cantanin icine. bir kac tane hayal sikistirdin on tarafa, kirdin kumbarani da doktun cantana meblagi saymamaya dikkat ederek. basucundaki cekmeceye sikistirdin gecmisini. hazirsin yola cikmaya simdi.
    yeni basliyor hikayen..
    (6dark6night6, 17.05.2007 22:00)
  11. ciktin kapidan disari, baktin sagina ve soluna. hayatinin gectigi sokaklar ne kadar yabanci geliyor sana, sasirdin, afalladin bir an. tanidik simalara son kez gorusuyormuscasina kafa salladin, selam mealinde. karsilik alamadin cogundan, karsilik almak icin yapmadin zaten. ama gitmedi hosuna pek, senin verdigin selami almayacak insan hakediyor mudur ki selami, ya da senin mi hakkin yoktur ona selam vermeye. dusununce geldi aklina. sana simdiye kadar yapilanlari yazmaliydin bir yere. belki geri odemen mumkun degil kuru bir tesekkurle ama kendi vicdanini rahatlatir belki. ugrasmali is yazmak falan. ugrasmadin sen de. gokyuzune baktin soyle bir. sonra sarji bitince bir daha dolduramayacagin muzik aletini actin, god hates us all.

    onune bakarak ilerledin yokusta, tirmanmaya mecbur oldugun. "her cikisin bir inisi vardir" degil mi, siktir lan. donmeyeceksin geri, o kadar da ezik olamazsin. birakiyorsun buralari. ne ikna edebilir ki seni geri donmeye. "arkanda yolun kalmamasi en buyuk cesaretin olmali senin" demis adam degil mi aforizmalarinda. ciktin ciktin ciktin, susadin en nihayetinde. oturdun kaldirimin kenarina. cikardin sarabini, yarim paket sigarani. tirbusonun yok malesef. sen de sana uygulanan taktigi yaptin. seve seve anlamiyordun nasilsa, zorlandin sen de bazi seylere. bir tas aldin yerden sen de, sarabin icine dogru ittirdin mantari, o da baskiya dayanamayip patladi sonunda tabi. o da icine atti, ayni senin gibi. o da disari dogru acilmak icin yaratilmisti, belki senden biraz farkli. ama ortak noktalarinizi buldukca daha bir sevkle diktin kafana omer hayyamin ilacini.

    ayakkabi boyacisi cocuklar geldi yanina. sikistirmadilar seni pek, "abi paran var mi" dediler sadece. paran yoktu, "bekleyin" dedin cocuklara. on gozunu actin cantanin, senin olan bir kac hayal aldin. fermuarli gozunu acip biraz da umut serpistirdin ustune. tadina baktin sonra, guzeldi. verdin cocuklara. onlar ise suratina tukurup gittiler senin, verdigini basina calarak. bir guzel de dayak yedin orada. sevindigin sey sadece sisenin hala saglam olmasiydi.

    toparlandin sonra azicik. kagit parcasi tikadin sarap sisesinin agzina, bolca koydun ki iyice sikissin diye. ustunu basini temizlemeye ugrasmadin bile, nasilsa otoyollar evin, hareket anlatim bicimin olacakti simdiden sonra. vurdun sadece biraz ayakkabi izi kalmis pantolonunun bir kac kosesine. cantani yuklendin gene. basina calinan hayallerini aldin. biraz inceledikten sonra sen de yere attin, umursamadin pek. vardir senin hayal kirintilarin hala, ya da oyle zannediyorsun, kafanin kosesinde kalmis olmalarini umut ediyorsun. cikardin muzik aletini kulagindan. yanindan bir hatun gecti kulaginda kulakliklarla. calan sarkinin bir bolumunu yakaladin ama yetti sana o da. "hit the road jack" . e peki o zaman, gelmezsin geri. vazgectin cantana koymaktan, taktin gene kulakliklari. actigin sarki toplumsal mesaj mi veriyordu kendi kucuk beynince? "people equal shit".

    devam ettin yola ama ilerledikce bile gozukmuyordu inis. belki bilincaltindaki inise yonelik belirsiz istek yuzunden hayal kirikligi ugradin. belki de ugramadin bile. hevesin kirilmisti simdi ama. geri donus yok. artik cok gec her sey icin. tanidik geldi sana bir yerden bu. yattigin kizlardan bakire olanlari mi sarf etmisti bu sozcukleri. sen de hissettin simdi, nasil bir sey oldugunu, degistiremeyecegin seylere kalkismanin en basta. hata.

    mavi ekran yerine ananin amini gordun gibi geldi bana. kotu bir sey tabi bu sonucta. dusune dusune deniz kenarina geldin, daha dogrusu "ciktin". surekli mucadeleyle mi gecmeli senin hayatin, sonunda pek matah bir sey olmasa bile ugrasmali misin ki sen. bir tek sana mi boyle bu olay. hayat demeye varmiyor dilin, herkese esit sartlarla bile baslanmamis bir sey bu. dogustan haklari olan insanlar var. daha dogrusu "ustun". ne kadar kitap okursan oku hepsini toplayip ustune ciksan bile onlardan bir adim bile uzun olamiyorsun, bellerine bile gelemiyorsun. ayni sekilde degil mi egitim sistemi de. senin okudugun kitaplar hic bir ise yaramazken yozlasmis bir toplumun duyarsiz gencligi iki tane test kitabi okuyarak hayatlarini kurtariyorlar. nedir bu is sahiplerinin somurme olayi. once semirir ogrenciler, koyunlar. ayni sey asagi yukari. etinden ve sutunden sonuna kadar yararlanir is sahipleri sonra. ne anlar ki bir koyun felsefe yapmaktan.

    gectin oturdun banklardan birine deniz kenarinda. gazete kagidina sarmayi bile akil edemedigin icin vapurlardan inen takim elbiseli adamlarin delici bakislarini ustune cektin, cok ta umrundaymis gibi onlarin bakislari ya da anlatmak istedikleri. bir an dusununce tek istemedigin ailelerinin yaninda dolasan kucuk cocuklara kotu ornek olmak. koydun siseyi gene cantana. kalkip gitmeye calisacakken iki polis girdi koluna. kimlik sorunca onlar sanki daha once duymamissin gibi bos gozlerle baktin onlara. onlar da pek umursamadi zaten, bir iki gecirip gittiler. bu aksamki dayagini yemis oldun. muzigi degistirdin, once gokyuzune bir bakis atarak "master of puppets", daha sonra playlist hazirladin kendine bir tane, doldurdun icine kafa siken ne varsa, bir de "grave sweet grave" ekledin sonuna.

    evin tam ters yoluna dogru yol almaya baslamistin ki donup arkana baktin istemsiz bir sekilde, evini gorebilecekmissin gibi. bir goz yasi peydahlandi morarmis goz cukurlarinda. bekledin yanagina kadar gelmesini, o tuzlu tadi almayi. hic bir zaman bekleyemedin o kadar ama, gidiklanirsin hep yanaklarina gelince.

    dondun arkani sonra, iki ileri bir geri hareketlerle "home" u ekledin listene, dream theater zaten, kirilmis hayallerine sekil verdi biraz tum bunlar. yurudun ters tone dogru. sarjin biterken yavasladi muzik. bir kaldirim kenarina cokup kimseyi rahatsiz etmeden aglamaya basladin. ozgurlugun kimseyi rahatsiz etmedigi surecedir ya, kimseyi rahatsiz etmemek icin geldin buraya, ciktin yola.

    kimseyi rahatsiz etmemek icin agliyorsun kendi basina, hickiriklarini sessizce yutarak.

    kimseyi rahatsiz etmiyorsun.

    kimse de seni rahatsiz etmiyor.

    ozgursun iste..
    (6dark6night6, 18.05.2007 20:24)
  12. sevinçleri hatırlamak sana gereksiz bir değer yüklemekten bana acı vermekten başka hiçbir işe yaramıyor.vazgeçmek değil bu,kaybeden,kazanan,vazgeçen,kalan ya da giden yok..her zaman sandığımız gibi bir masalın içinde yaşamıyoruz,hayat oldukça gerçek,yaşarken anlıyorsun bunu,gerçekleri taşımak zorunda kaldıkça..bir maç değil yaptığımız,çim saha değil bu üzerinde yürüdüğümüz yol..taktikler işe yaramıyor işte,tıkandığı yerde çözülmüyor işler, performansı arttırmak çare olmuyor..zamanla kendin olmaktan çıkıyorsun,oyuna-masala- inanmaya başlıyorsun..senarist olma çaban var ya,başrol de senin,elinde yıpranmamış bir hayat var,istediğin kadar zedeleyebilirsin onu,hırpalayabilirsin,sahibini de umursamana gerek yok..oyun bencillik ister kimi zaman,öyle ya biz bir ekip değiliz..Özel olma çaban var ya,öyleydin,ne de olsa yönetmen de sendin onca tecrübesizliğine rağmen..anlaşılamama çaban var ya,anlayamadım seni,başardığını söyleyebiliriz..haklıydın, büyük oyuncular anlaşılamamış olmalı ki ilgi çeksinler..sende, olmak için çabaladığın ne varsa hepsi bir bir gerçekleşti..bembeyaz bir ruhu günden güne çamura buladın sen..iyi bir oyuncu,senarist,yönetmen,nefret edilen bir arkadaş,dost,sevgili,saygıyı yitiren bir insan,kıskanç bir benlik ve en önemlisi de çamura bulanmış bir ruh oldun..elindeki yıpranmamış hayatımı da umarsızca paralamak istedin..hak etmemiş bir ruhtun..zamanla ruhun da sıkıldı senden..onu da o kadar pervasızca,özensiz kullandın ki..o bembeyaz halinden bugünlere nasıl geldiğini bile anlayamadı zavallı!dayanamadı sonunda o da terk etti seni..ben filmdeki melek rolünü üstlenmiştim ya ruhun bile terk etti seni,ben hala yanı başında duruyordum,ne işim varsa..herşey olmaktan yavaş yavaş sıyrılıyordun..Çok yavaş..yavaş yavaş arınmaya başladım ben de senden..yanında durdukça daha da kolay oldu işim..günler geçiyor sen daha da kirleniyordun..ellerimi tutmanı istemiyordum, üzerlerinde senden kalan izler kolay temizlenmiyordu..ben senden arınmaya çalışıyordum..en iyisi çekip gitmekti, gidemiyordum..her cesaretimi toplayıp gitme girişimimde,nasıl oluyorsa beni şaşırtıyor,kalmamı sağlıyordun..Öyle ya senarist sendin..ama benim gitmem gerekiyordu,hissediyordum bunu..hiç iyi bitirmedin hikayenin sonunu..böylesi bir son yakışmadı bu senaryoya..ama karışamadım,bu senin hikayendi..o kadar kirli bir ruhla tamamladın ki bu filmi,bu oyunu..film noktalanmıştı,artık her gün seni görmek zorunda değildim..ve bir gün topladım tüm cesaretimi,bir daha senin hiçbir projende yer almamaya karar verdim..artık bensizdin,ruhunu istediğin kadar,istediğin gibi kirletebilirdin..
    (berva, 21.05.2007 21:23)
  13. gecenin kesinlikle inkar edilemez urpertisine keskin sogugun tende biraktigi aci da eklenince donmus canlilarin gozlerindeki ifade daha bir anlasilir kivama gelmisti. bu denli buyuk bir katliama bireysel bir guc sayesinde sebep olmak savasin en buyuk gereksinimi olan iki tarafa 3. ve tek kisilik bir güruh cikartmis oluyordu. o anda bile hayatta kalma sansina erismis herkes onun kalbindeki donmus gozyaslarina bakmadan nasil boyle bir sey yapabildigini, bir insanin boyle bir sey yapmasinin imkansizligini ve caniligini dusunuyorlardi.
    kollarindaki cansiz ve narin bedenin sahibi cok kisa bir sure oncesine kadar hayat dagitan ve ona yasama amaci vermis yegane varlikti. biliyordu ki ondan onceki hayati ne kadar soguk ve purussuzse, ondan sonraki yasami da oyle olacakti. icindeki duygularin karmasikligi buyuk bir savasin iki tarafi gibi icini kemirmekteydi. o anda onun yaninda olamamanin verdigi tarifsiz vicdan azabini goguslemek mi yoksa ona bunu yapanlarin bedenlerini 100 000 lerce donmus parcaya ayirirken ruhlarini bu dunyanin en derin cukuruna atip kavurmak mi iyiydi. ikisini de yapmaya gucu olmadigini ancak gozyaslari kadar soguk bir kar tanesini kollarindaki cansiz guzelligin alnina değdiginde anlayabildi. kafasini yukari kaldirdiginda onun da alnina tek bir tane kondu. gozlerini actiginda havada , kalbindeki vicdan azabini simgeleyebilecek oranda mukemmel karin yagdigina sahit oldu. ve anladi. zihnini ve gozlerini sanki bir kez daha acti. etrafina bakmaya korkuyordu ancak boynu artik vicdaninin gucune dayanamayip asagi dogru kivrildiginda aci gercekle yuz yuze geldi. etrafinda binlerce insan ve kurt adam bakislarinda hemen hemen ayni donukluk, ona dogru bakarak son nefeslerini vermisti. insanlarin arasinda binbir zorlukla ikna edip bu savastaki saflarini saglamlastirmak adina ugrastigi arkadaslari da vardi. ve hatirladi.
    savasin dogu cephesindeydi. her sey hemen hemen istedigi gibi gitmekteydi . yasli cuce buyuculer tepenin arkasinda buyulerinin en kudretli etkilerini hayal edip fisilti halinde soguk dolunaya ufluyorlardi. biliyordu ki kurt adamlar kazandiklarini hissedip cucelerin kadim buyulerinin alanina girerlerse savasin seyri bir anda degisebilirdi. ancak o anda bile aklinin takildigi sey onundeki kurtun kafasini ezmekten cok bu curumus ve renksiz dunyaya olan tek bagi mell in sagliginin iyi olup olmadigiydii. iri elleri ile kurdun burnundan tuttu ve onu cevirmeye basladi. yaptigi her seyden keyif almasi bi yana o andan itibaren kurdun zaten agir bedeninin buzun agirliyla bir kat daha agirlasmis olmasi ve firlatilacagi alanda yaratacagi etkiyi dusunmek bati tepesindeki mell i gormesiyle bir anda keskin bir sekteye ugradi. oz kardesi arkasindan ona mezar kokunden aldiklari zehirli yadigarla saldiracakti. inanamadi..... onundeki kalabaligi yarmaya calismasi imkansizdi . bir anda caresizligin verdigi gucle kizin adini haykirdi. mell savasin rehavetinde ismini duymustu fakat tepki vermesi zordu. nefesi sirtindan giren derin bicak yarasiyla bir anlik da olsa kesildi. ancak bicagin sirtindan cikisi bu dunyada basina gelebilecek hemen hemen her seyden daha agır gelmisti. hizla donerek bicagi saplayani silkelemek adina hamle ettiginde oz kardesinin gulumseyen suratini gormek mell icin sirtindaki yaradan cok daha buyuk bir aciya sebep olmustu.
    cordel kizginlik ve ofkenin bitmek bilmez cilesi icinde melle dogru kosmaya basladi. kostukca cevresinde bir ruzgar varmiscasina kendi saflarinda duran insanlarin hepsini bir yana firlatiyordu. tahmininden cok daha kisa bir surede mell in yanina vardi. manzaradan haberdar karmad icindeki kana susamis yaratigi o an icin bile olsa dizginlemeyi basarip cordelin yanina dogru seyirtti. kollarinda zehrin etkisiyle ekimozlar olusmaya baslamis mell ve kulaklarinda cinlayan son cumleylenin etkiisyle intikam denen soguk ama en kudretli duygunun pencesinde haps olmus cordel haykirdi. "hayir"
    hatirladiklari, cevresinde donmaktan kaskati kesilmis insanlarin ve kurt adamlarin yuzlerindeki ifadenin nedenini bir kez daha ona net bir sekilde aciklamisti. gucunu bir kez daha kontrol edememis ve savasin , tarihin hatta kaderin cizgisini degistirmisti. tekrar yuzunu sevdiginin donuk yuzune deydirdi ve kulagina fisildadi. "hayir.. onu affetmeyeceğim...."



    kirik kanat sehir kutuphanesi
    mavi olanin kaybolmasindan sonraki 86. dolunay
    brunton katliami...
    (demlik, 22.05.2007 14:35)
  14. saçlarının arasına daldırmıştım yüzümü, arkası bana dönüktü ve ensesini kokluyordum.. parfümüyle karışık ter kokusunu çekiyordum ciğerlerime, kokusu baştan çıkarıyordu zaten. yorgunduk, aslında ben yorgundum onun halini tam olarak bilmiyordum. tahrik olmaktan, baştan çıkmaktan da yorulmuştum zaten, bedenim bu coşkuyu kaldıramıyordu ve tam o noktada acı vermeye başlıyordu. kıpırdanıyordu önümde, ben ona sarılmaya çalıştıkça o daha fazla hareketleniyor, kollarımdan kurtulmaya çalışıyordu. binbir düşünce dolandırmaya başlamıştı kafamda bu hareketleri, acaba bana olan sevgisi azalıyor muydu? düşüncesi bile çıldırtıyordu beni, elim yavaşça boğazına yöneliyordu ama durduruyordum kendimi paranoya yaptığımı farkedip.

    onda durumlar neydi bilmiyordum, artık konuşmuyordu da... bu sahnenin kaçıncı tekrarlanışıydı hatırlamıyorum, tüm zaman kavramımı yitirmiştim zaten. günlerdir evden çıkmıyorduk, çıkmak istemiyordum ben.. anahtar da bende olduğu için o da çıkamıyordu, hem çıkmamalıydı bir başkasını görürdü belki, ve sonrasında da benim yerime onu....... bunu düşünemiyordum bile, kızmaya ve tepinmeye başlıyordum. bedenindeki çoğu morluk da bu früstrasyonlarım yüzünden oluşmuştu zaten, ama onu seviyordum sonuç olarak, o benim herşeyimdi...

    "sen benim herşeyimsin" diye fısıldadım kulağına... ürperdi, hissettim ürperdiğini... çok hoşuma gitti bu, demek hala beni seviyordu bedeni bile bu sözden etkilendiğine göre. huzurlu bir tebessüm oluştu yüzümde. minik minik öpücükler konduruyordum boynuna o sırada. bir ara güçlü bir şekilde yataktan doğrulmaya çalıştı, başta sıkıca sarılmaya devam ettim ama gidecek gibi duruyordu. belki banyoya gidip temizlenir diye düşündüm, serbest bıraktım kollarımı. doğrulup yatağın kenarına oturdu sırtı bana dönük bir şekilde, karanlıkta çıplak vücudunun silüetini inceliyordum, tanrım gerçekten seviyordum onu... sonra yüzünü bana döndü, saçları düşüyordu yüzünün önüne ama gözlerinin beyazını az buçuk görebiliyordum. "gö.." gibi birşey söylemeye çalıştı bana ama sesi çıkmadı, hafif bir öksürükle boğazını temizleyip tekrar konuştu: "gözlerini kapa"...

    sesindeki tedirginliği sezmiştim, ne olmuştu ki şimdi? hafifçe kapadım gözlerimi ama kısık bir şekilde bakmaya devam ediyordum, gerçi o karanlıkta gözümü kısarak birşey görmem imkansızdı zaten. hafifçe doğrularak üzerime oturdu, biraz sevinmiş biraz da üzülmüştüm, uzun zamandır ilk kez ondan geliyordu ilk hareket, ama benim hiç mecalim yoktu herhangi bir fiziksel aktiviteye... öne doğru eğilip bir elini gözlerimin üzerine koydu iki gözümü de kapatacak şekilde. yapacağı hareketi anlamamıştım, acaba şimdi ne tür bir fanteziye obje olacağımı merak ediyordum sadece...

    ve o sivri şey, tam o anda girmişti gırtlağıma... herşey kararmıştı sadece çıkardığım garip sesleri duyabiliyordum... sonrasında dışarıdan kendi bedenime bakarken anlamıştım ne yaptığını ve tebrik ettim gerçekten onu yaptığı şeyden ötürü. ayrıca çenemin altından yukarı doğru saplanmış o tornavida ile çok ilginç bir görüntü sergilediğimi de itiraf etmeliydim. garipti ama inanması zor birşey değildi, ölmüştüm işte, ama ona aşkım hala devam ediyordu...

    eğilip fısıldadım kulağına, "benden kurtulabileceğini mi sandın?" diye... anlamış gibi titredi, ve ağlarken çok tatlı oluyordu...
    (goliath, 22.05.2007 23:10)
  15. ruyanin bittigini farkettim birden. gozlerimi acmayi reddettim gene de. ayni boktan dunyaya gozlerimi acmak istemiyordum bir kez daha. hayalleri birakip gercege dondugumde gozlerimdeki capaklari siliyordum elimle. onlari kirpiklerimin arasindan temizlerken cekip cikardiklarimin gozumun altina degdiginde verdigi hissi seviyordum. uzattim bu ritueli birazcik o yuzden. actim sonunda gozlerimi. sarildigim ayni yastikti, surekli umut ettigim gibi bir sevgili degil. karyola da sicakti. her zaman umut ettigim gibi beni isitmis bir sevgili degil. ben isitmistim karyolayi. inkari ve depresifligi birakip kalktim yataktan. ayni odaya baktim bir kez daha, ileride binlerce kez bakacagim gibi. ayni gozlerle izledim kendi yarattigim, daha dogrusu bana verilmis bir dunyayi. bana verilmis gozlerden gordum bana bahsedilmis hayati. cikardim ustumdeki kirli pijamalari. kirliye atmaya bile usendim ic camasirimi. banyoya segirtirken sag isaret parmagimin orta parmagima bakan tarafindaki sariligi kazimaya calisiyordum.

    girdim banyoya. once sicagi acip isinmasini bekledim suyun. bu sirada ciplak bir sekilde aynanin karsisinda dikildim. suratimi sekilden sekile sokarak hangi turlu en yakisikli olacagima karar vermeye calistim, bir sure oyle durdum. sonra farkettim ki, bu bana gore bir hareket degil. bu sadece kizlari gordugunde degisen insanlara yakisacak bir hareket. baska insanlara yaranmak icin farkli davranacak ibne kisilerin bir stili. isinmis su. gireyim bari banyoya.

    hic bir zaman sicakligi tutturamadim, simdi de oldugu gibi. girer girmez kactim sudan. bir kez daha cikmadim disari, cunku islak ayakla yerleri islatirdim. cok dusunceli oldugumdan degil ya, banyodan ciktigimda kaymiyayim diye. yoksa bana ne ki. sonunda ayarladim suyu. durdum suyun altinda. sicakti su aslinda baya. sanki kalbimdeki kiriklari kaynatmaya, birbirine yapistirmaya calisiyormus gibi iniyordu binlerce damla. hic bir goz yasi avutamamisken neden ki bu caba? ya da bos bir dusunce mi bu aslinda? her neyse iste. bir sabun aldim elime, basladim temizlemeye vucudumdaki pislikleri, ruhumdaki pisliklerin nasil temizlenebilecegini dusunerek. temizlenemezdi sanirim. var miydi eskinin telafisi, gelecegin garantisi? zannetmiyorum. sampuani aldim elime sonra. basladim saclarimi yikamaya, olabildigince kopurtmeye. peki kalbimi elime alip temizleyebilir miydim boyle? kalbimi kirletip yaralayanlari taktir etmiyor degilim. kolay degil oyle zor bir ok yaratmak. oyle bir ok ki, insanin agzindan cikip, kulaktan girip kalbini buluyor. isiya duyarli sanirim. cogunlukla kalbim oldu hep sicak, hep benim kalbim. hayal kirikligina ugramaktan korkmadan, guvenerek, salakca bir cesaretle..

    ciktim sonra banyodan. kurulandim. yoktu artik uzun zamandir bana islak sacla sokaga cikma diyecek biri. cikacaktim o yuzden. kim kalmisti ki eskilerden aslinda.. bir kot buldum yirtik pirtik. gecirdim ustume. bir de siyah tshirt, yeter sanirim. coraplarimi giydim, ayak tirnaklarimin corabin ucunu delecek kadar uzun olup olmadigina dikkat ederek. gittim ayakkabi giydim sonra bir cift. bir mp3 calar, bir miktar para, evin anahtari. dusunerek ileriyi, bir miktar para daha aldim yanima. ne olur ne olmaz. alem oyuncu olmus sokaklar sahte falan filan.

    ama surasi dogru, sevdigim bir kiz vardi olmus bir kahpe. kahpe nedir, kim onun oyle olduguna karar verir, neden oyledir diye sorgulamak istedim bir sure, diretti bunu aklim bana, ama orali olmadim pek. su an felsefe yapacak ya da kendi aklimla tartismaya girecek havamda degilim. ciktim sokaga. onunla gezdigim yollar ezberimdeydi zaten. koyuldum yola. gene yenik dustum takintima, carptim bir hayvana o yuzden. yere dosenmis taslardan bazilari farkli renkte olur ya, az sayida olanlara basmayip, sadece digerlerine basarak sokagi gecip gecemeyecegimi dusunurum. mesgul eder beynimi gene de, hos olaylar bunlar.

    izledim hayalini eskiden attigimiz adimlarin. bir bayide durdum sadece, bir paket sigara almak icin. yururken sevmiyorum pek icmeyi ama durum farkli simdi bence. depresyonda hissediyorum kendimi. bu ruh halindeyken her seyi yapamaz miyim kafamin istedigi? yaktim da sigarami iste, oh babalar gibi gezerim kadikoyde. dusuncelere de birakayim kendimi bari, muzik te dinlemiyorum, agzimdan baska mesgul olsun beynim de.

    aldatildim gene, artik sesli soylemek bile aci vermiyor bu kalbe. kalp falan kalmadi artik zaten, duygusal yonden zayif olan hatunlarin kendini tatmin yeri oldu kalbim. saflik miydi beni buna iten, yoksa benim de sevmeye olan inancim, bagliligim ve ihtiyacim miydi acaba. bilmiyorum ve cevabi beni hic bir sekilde memnun edemez sanirim. sevmek bir zayiflik midir? sevgi nasil olculur, nasil belli edilir, nasil kanitlanir, kanitlanamayan bir olgu gercekte var midir? tanrinin varligi bile kutsal kitaplarla kanitlanmaya calisilmistir. isteyen inanir istemeyen inanmaz ama orada yazili olan seyler vardir. inanmayan cehennemde yanacaktir. peki aska inanmayan ne olacaktir? ask tanrisi tarafindan hayatinin sonuna kadar asksiz mi yasayacaktir? zaten basina gelmemis birine bu nasil bir ceza olabilir ki? aski tatmis diyelim, o duyguyu hissetmis diyelim, peki o zaman o duygunun ask tanimina uyup uymadigini nereden bilecek bu insan? ya da ben? kendimi gectim artik. aska olan inancimin tam oldugunu hic bir zaman soyleyemezdim ama kayitsiz sartiz baglandigim biri bile bana boyle davraniyorsa oyle askin izdirabini sikerim, amina korum. kufretmenin bir cozum degil, kendini rahatlatma araci oldugunu bilerek ediyorum. cogu zaman yardimci oluyor. en azindan sinirlenince bir kimseye vurmamak icin duvara vuran insanlarin yaptigindan daha anlamli buluyorum bunu. hos olaylar bunlar.

    iyice depresif havaya suruklendim. karsidan esen ruzgar eve gitmemi ogutluyordu sanki. yaktigim bu ucuncu sigara bitmeden tek adim atacak degilim, denizi izler gibi yapip sinirli sekilde deniz fenerinin oradaki sevgilileri izlerken. kurumus gozlerden yaslar inmeye calismaya bile tenezzul etmezken hissediyorum bir el omzumda. bu bir anlik dusunceler bile aslinda bir hayat dolduracak kadar.

    dusunuyorum, bu onun eli. yaptigina pisman olmus, bana siktiri cektigine. sag omzumdaki sol eline dokundugumda ceviriyor suratimi. sag eliyle dokunuyor obur yanagima. opuyorum onu orada ta ki insanlar gelip yanimizda rahatsiz olduklarini belirten yalanci oksuruklerine baslayincaya kadar.

    dusunuyorum, bu onun eli. her sey icin ozur diliyor. sag omzumdaki sol eline dokundugumda kapatiyor diger gozumu. cocuklar gibi senim**. gozlerim kapaliyken opuyor birer yanagimdan. sariliyoruz sonra uzun bir sure.

    gerceklere donuyorum, gozlerim fal tasi gibi acik. sag omzumdaki sol eline dokundugumda ceviriyor suratimi. sag eliyle biraz sert dokunuyor obur yanagima abim. opuyor orada beni ta ki insanlar gelip ayiplayincaya kadar. sonra da "bu yasta sigara icmeye utanmiyor musun mnsktiim" diyor bana. siyriliyorum butun dusuncelerden. donuyorum gercek hayata. "kusura bakma abi, soylemezsin kimseye di mi" diyorum yavsak bir siritisla, biraz da korkarak. "siktir git bira al bana, su pakedi de ver, soylemem" diyor. mutlu etmeye yetiyor beni bu. yanagimi tuta tuta donuyorum eve. sicaklik ayni onun opucugu gibi...
    (6dark6night6, 23.05.2007 19:32)
  16. o gun cok abazaydim..... evdekiler sanki bunu biliyormuscasina yanimdan ayrilmamakta israr ediyorlardi. her seferinde "su mç kapisini calin artik" demek gelse de icimden sevgili jiminin bunu onlara itina ile izah ettiginden emindim *. daha elim henuz pantolonumdayken annemin ayak sesleri sanki ellerimi orda gorup sener senin "baskin vaaaaaar" demesindeki icten ve kontrol delisi zihniyetmis gibi odama dogru yaklasiyordu. kardesim ondan 5 dakika sonra ayni muhtemel sebeplerden odama dogru seyirtiyor fakat ikisinin de ortak amaci yaptiklari poagca ve gereksiz karbonhidrat cuvallarini bana tattirmakti. her ikisine de ayni basit komutu yenilemek bana rahatsizlik vermisken "istemiyorum yahuu bunun neresini anlamiyosunuz beee" demek erekte olmus dalgayi boxerin lastigine takmisken daha kolay gelmisti. tabi bu isler ince isler ilgi ister sevgi ister diyen ustat kesinlikle dogru demis olcak ki artik bu konsantrasyon bozuklugunda bu ses ve gurultude devam etmek manasizdi. tabi simdi bu saatte de gidip "anne ben banyoya giricem " demek de olmazdi. cikartip mubaregi misafirlerin masasina vurmakla banyoya girmek arasinda pek fark bulunmayan bir aileye mensup olmak bu tur zorluklari da yaninda getiriyor olsa gerek diye dusunup "su dakika itibari ile seni yatak patlar olum coffee beens dedim ve attim kendimi yataga. yeni alinan yatagimin muhtemelen biraz daha rahat olmasi gerekirdi ama yastigin sertligi olsa gerek diye dusundugum bir agri basima saplanmisti."artik yeter lam car car icerde konusuyorlar tabii kafa oldu sepet" diye cikismaya kalkacaktim ki seslerinin kesildigini fark ettim. evet.... iste bu.... dogru makinanin onune kostum. power tusuna hic bu kadar sevkle ve istekle dokunmamistim. birkac saniye icin belki de bu dokunus ustunde calismaliyim die dusundum . muhtemel oynasmalarim icinde kesinlikle ise yarar diye hesapliyordum ki kapinin igrenc tondaki zili bir anda kafamda yankilandi. yok artik bu sanssizlikla kesin coldeki kutup ayisi gelmistir. "merabaa burda kayilcakk kaseler varmis" diye dalacak iceri seklinde aklim bana ufak ve tatsiz oynamakta kararliydi. ama hayir. bu oyunlar ne aklimin ne de zaptetmeye calistigim dalgamin oyunlariydi. kapi zili en igrenc tonlamasiyla kafamda tinliyordu. evdeki kimse de bakmayacakti bu kapiya. anladim ve kabullendim. bu gun ne talihim ne de kaderim asilmamda bana yardimci olmayacakti.taktim gene lastige vurdum kendimi koridorlara. boyle dusununce sanki daha karizmatik bi bakis acisi kazanmis oluyordum bu bireysel tatminiyet zimbirtisina. kapiya geldim. boy aynasinda son kez kontrol ettim kendimi. evet oraya dogru bakilmadigi muddetce kesinlikle belli olmuyordu. derin bir nefes, gogsu sisir. kalca disari. evet simdilik kesinlikle saklayabilmistim. gerci bu pisik olmus ifadesi beni kapidaki muhtemel teyzeye ya da nineye rezil etse de "al sen de bak tadina " demekten iyidir diye dusundum ve kapi koluna asildim. karsimdaydi.... aklimdan cikartamadigim, o askili bodysi ve dar kotuyla belki de beni benden almis , binlerce fantazimin vazgecilmezi olmus ,cenesi sag omzuna bakacak sekilde duran ifadesiyle karsimdaydi. "Allahim sana geliyorum" diye ciglik atmak hic bu kadar cekici gelmemisti. ama sosyal ortamimin yaptigi gibi "selam" demek zorundaydim. aynen oyle dedim. sinemle** tanisma mekanim otobus olsa da zamanin dondugu ve herkesi pirkalayabildigim o fantazilerde kesinlikle mekan tercihi olarak otobusu kullanmamistim. hep boyle evde baslayip benim odamda sonlanirdi. iste bu ani eger elimden kacirip da gene bizim evin kapisinda "neyse kendine iyi bak yarin derste gorusuruz" diye biterse o zaman kendimi 8. kattan gozumu kirpmadan atabilirdim. onun icin kisitli zamanimi en iyi sekilde degerlendirmeliydim. en sonunda selamlama girisinin akabinde "naber" diyebilecek kadar bu soguk sessizligi asabilmistim. "iyidir" dedi ve iceri girdi. girerken daha ayagindaki babetler duruyordu. annemden yedigim binlerce "cikar su ayakkabilarini" zilgitini yeniden yemenin verdigi korkuyla "sinem o değil de hani ayakkabilarini cikarsaydin ya" seklinde sempatik bir hava vererek soylemek uzere genzimi temizlemistim ki elimde teninin haddinden fazla sicak , yumusak ve purussuz tadini hissettim. hepsi tikandi kaldi orda. beni elimden tuttugu gibi odama dogru goturuyordu. kesinlikle iste o an bu andi. mukemmel sex. onunla bir gece. onumde yuruyusu bile istemsiz slow motion filmlerdeki gibi enine boyuna vucut hatlarini lanse edicek tattaydi. odamin kapisini acti ve beni yatagima dogru itti. evet dedim. bodysini alt taraftan kavradi. cikartiyordu ki en kotu sey o anda basima geldi. annemin sesi kulaklarimda cinladi. o anda "tamam en azindan kardesim gormedi buna da sukur" dicekken kardesimin sesi " aciyor galiba gozlerini" dedi. daha ne oldugunu anlamadan annem bana sarilmisti. mekan ne odamdi ne de karsimda sehvetli sinem vardi. hastanedeydim karsimda da merakla bekleyen annem ve gulumseyen kardesim duruyorlardi. annem hemen doktorlara haber vermek adina odadan cikti. kardesim pis pis guluyordu. "ne oldu lam" diyebildim ama o anda bile basim zonklayacak gibiydi. "basini yataga nasil carptiysan artik kiriyormussun kafani seni beyinsiz" dedi zevzek. icimde bir anda gulme emotelari ile bezeli "olumcul abazalik bu olsa gerek" diye gecirdim ama gulmek o anda bile basimi agritmisti. hemen akabinde muhtemelen gordugum ruyaya binayen sinem`i arayip hastanede oldugumu nasil soyleyeceğimi planlamaya koyulmustum ki odaya bir doktor girdi. "yumurtaya can veren yarabbim sen neler yaratiyorsun yahuuuuuuuu" demek tasvirde eksiklik hissettirir die dusunmeye baslamistim bile........

    *
    (demlik, 23.05.2007 22:10)
  17. karşımda duruyordu hareketsizce, yüz hatlarımı inceliyordu gözlerinden anladığım kadarıyla. etraf loştu, yüz hatları seçilebiliyordu ama detayları yüzündeki gölgelere karışıyordu. pis de bir bakış vardı suratında beni ezmek istermiş gibi ama buna izin vermeyecektim bu sefer. ikimiz de sesimizi çıkarmıyorduk, sessiz bir sinir harbine dönüşmüştü bakışmalarımız ama bu harbi sürdürmeye kararlıydım.

    uzun zamandır birbirimizi görmemiştik, görmek de istemiyorduk ama karşılaşıyorduk işte bazen. ilk tanışmalarımızda samimiydik gayet ama sonradan ne olduysa bir nefret oluştu aramızda. küçüklüğümden beri tanıyordum onu yakın arkadaşlarımdan biriydi. çevremdekiler onunla oynamamı pek istemezlerdi, sebebini de anlayamazdım, ama sanırım anlayabiliyordum artık. sürekli olarak bana zarar vermek isteyen o bakışları çok net hissedebiliyordum, o benim için bir dost olmaktan çok uzaktı...

    yüzüne baktıkça o eski olayları hatırlıyordum; onun yüzünden hastanelik oluşumu, cezalar alışımı, dayaklar yiyişimi. gerçekleri anlamam biraz vaktimi aldı ama sonunda onun ne bana ne gibi zararlar getirdiğini farketmiştim. özsaygım zedelenmişti ama artık yavaş yavaş geri kazanıyordum, iyileşiyordum bir nevi. ondan uzak olmak iyi gelmişti ama şimdi yine karşıma çıkmıştı.

    ben bunları düşünürken hala birbirimize bakıyorduk, ilk kelime ikimizin de ağzından çıkmak istemiyordu. yavaş yavaş şüphelenmeye ve sinirlenmeye başlıyordum pis sırıtışlarını gördükçe. yüzünden lanet akıyordu neredeyse, kaşlarını çatınca tam türk filmlerindeki kötü adamlara dönüyordu. o sinirli ifade gittikçe tehditkar bir hal alıyordu, bu savaşın çok kısa süre sonra sona ereceğini anlamıştım o sırada.

    kelimelere gerek kalmamıştı, yüz ifadeleri yetiyordu herşeyi anlamaya. bu sefer konuşma yoktu, hem ayrıca çok uzamıştı bu görüşme. bir an nefret gördüm gözlerinde ve kan beynime tam o anda sıçradı. yumruğumu kaldırdım, onun da aynı anda kaldırdığını gördüm ve deli kuvvetiyle salladım düşmanıma...

    elim gerçekten çok acımıştı, daha önce de yaşadığım bir acıydı ama alışmışamamıştım hala. başımı öne eğip bu kadar acı veren şeyi tekrar görmeye çalıştım. kanlar akıyordu elimden ve kanların içinde o loş ışığın altında parlayan cam kırıklarını görüyordum... diğer elimin yardımıyla büyüklerinden birkaç parça çıkardım parmaklarımın arasından. sonra kafamı kaldırdım...

    kırılmış ayna parçaları arasında görüntüsü bozuk bir şekilde görmeye devam ediyordum onu. bu seferki savaşı ben kazanmıştım, zafer duygusuyla gülümsedim. o da rakibini tebrik edermişcesine gülümsedi. elim sızlamaya devam ediyordu, müdahale yapılması gerekecekti. arkamı döndüm ve uzaklaşmaya başladım...

    bir başka ayna görene kadar görüşmeyeceğimizi biliyordum...
    (goliath, 25.05.2007 18:45)
  18. bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta
    kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

    demis adam amina koyim demis, ruhunun dar penceresinden baktigin agnostisizm dusuncesi kurcalarken aklini sarilmissin yastigina bir gitaristin gitari tuttugu kivamda. sigarana uzandin kompulsif tarafina hitaben. manik bir nese icerisinde yanan ruhunla tutusturdun zeybeklere gore "kiz saci"ni, ahmed arif tanimiyla. kum ile soda yi karistirip eritmissin de anca olusmus senin bakis acin. yalniz tek premature hali var bu olayin ki, kolay kirilabilir iste. tene giren binlerce ignenin amacinin dovmenin boyasini zerk etmek olmasi gibi zerk edildin hayata, tek farkin uc her hayata girdiginde arada ezilen sen oldun farkederek ama engel olamayarak. zerk etmen icin sana bahsedilmis boya hep senin suratina bosaldi, evet, cogu zaman gercekten "suratina bosaldi", hayat diyelim. "sacma" degil mi albert? ideolojinin sebeplerini anlamak cok zor degil aslinda, donup bembeyaz suratina bakinca geliyor insanin aklina. anlayabiliyorsun acikca.

    bitti sigaran, filtreye dokunamadan aldin hayatini tutunun. sana cogu zaman yapilan sey gibi hatta, tek farki obsesyondu seninki kendinin yarattigi. terminoloji ile aciklamaya kasmadin bile, tek yaptigin oturup dusunmekti, kendi kendine bir sonuc bulabilecegini sanarak. attin elini ejderhanin kuyrugunu isirmis kaplanin yaptigi gibi onun omzuna, ya da kaplanin kuyruguydu isirilan ejderha tarafindan, bardak olayi gibi degil mi bir nevi? yin yang iste, uzatmaya gerek yok. bendeki ask olmasa, ne sikime yararsin sen mi demek lazim illa? ya da ben olmasam olacak miydi sana asik olan? zaman kazanmak icin yoneltilmis retorik sorular sadece. dusunebilmek icin zaman. asil soru bu olmamali. "sen" olacak miydin ben olmasam? tarihte herhangi bir insan bir sapakta sag yerine sola sapsa hic varolmamis olabilecegini dusunup korkmaz misin, materyalist bir bakisla? heidegger in dusuncelerine mi ihtiyacin var yoksa, illa ki de.

    pek bir seye ihtiyac duymamak gerekir, sonucta ihtiyac, beklenti azaltilirsa mutlu olmaz mi insan, yoksa gene binlerce filozofun aciklamalarina mi ihtiyac duymak gerekir. girdigin kisir donguden kurtulmak icinse hic bir seye ihtiyacin yoktur senin ama, cunku kurtulma ihtimalin yoktur. degismeyen tek seyin degisimin kendisi olduguna itiraz edersen ne olur? sistemin icinde vidalara "fiskirtilan" yag olursun ancak. koca gotleri ve gobekleriyle donen, daha buyuk, basli basina birer "olgu"nun parcalari degil midir onlar?

    seni neden ilgilendirsin ki butun bunlar, kucuk bir sinek olmak istiyorsan. basina gelecek olan sadece senden daha "kudretli" olanlarin sictiklari boklarin ustune konmak olacak. animizmin ne anlami kalacak o zaman, anlami olsa sana ne faydasi olacak? senin gibi narsist bir picin bile kabullenemeyecegi boyle bir olayda o zaman nasil bir kenarda durabilirsin ki? hedonist olman belki simdiye kadar hayatini yonlendirmistir ama hayatinin devam etmesini istiyorsan egoizmi ve su butun izm leri hayatindan bir cikarmanin zamani gelmistir belki. "son bir kez septik olsam" dediginde kafana yedigin darbe getirir belki aklini basina. sade bir dile burundun sen yine. servet-i funun dan milli edebiyat a gecis belki, belki de hic biri degil. anlattigin olaylar ve olgular bicimine gore degerlendirilmekte hala, icerigine gore degil. belki de budur uzulmen gereken asil, belki de degildir.

    son bir gucle uzandin "nihilistin el kitabi"na, eline vurdu bu sefer hayat gene, ya da baska biri. kulaklarinda cinlayan ses te "nietzsche is dead"di zaten. imza beklemiyordun altinda ama uzuldun bir an. carklarin arasina giren, onlari bozmaya calisan sopalar yanmakta midir acaba. atesi harlayip daha hizli cekip ceviriyorlar sistemi sanirsam.


    harlasinlar o zaman atesi benim ruhumla, sikayetim yok, tek istedigim sizden ama, sigarami yakabilecek kadar isininca haber verin bana!
    (6dark6night6, 31.05.2007 22:42)
  19. ...ve bitti mum. elimi soktum hemen o sicak balmumuna. elimi once tatli yakisi sonra da donmasi celdi aklimi. butun sikintima ragmen unutabildim gene bir an. belki istedigim buydu, ama degil biliyorum. artik konusmam gerekiyor onunla. kalktim masanin basindan. digerinden daha uzun oldugu icin tam olarak bitmemis mumu sondurdum, elimi once dilime goturup sonra fitili iki parmagimla sikistirarak. o "ciz" sesinin mumdan gelmis olmasini umut ettim. degildi ama. baska bir "ciz" bastirmisti mumun sonusunu. elimi attim masanin ustune. ozenle duzenledigim, bembeyaz bir ortu serdigim masanin ustune. muhtesem tabaklar, dogru sekilde dizilmis catallar, bicaklar ve kasiklarin oldugu masanin ustune. yaklasik bes kere soguduktan sonra isittigim tencerelerin oldugu masanin ustune. iki tarafinda iki sandalye olan masanin ustune. tam su anda hazirlamaktan azicik pisman oldugum masanin ustune.
    azicik...

    hakediyor mu bunu o, beni ilgilendirmeyen kismi bu. beni ilgilendirmemesinin sebebi cevabi benim onun yerine coktan vermis olmam. dogru olup olmamasi onemli degil. coktan su olmus eskiden buzlarin oldugu kovanin arasinda aradim bir sap. buldum hemen sarabi. actim, coktan hazir olan tirbusonumla. diktim kafaya, onun askiyla sarhos olmamisim gibi. sarhos olmayi isteme sebebim ise unutmakti bu sefer. damarlarimdaki alkol seviyesi yukseldikce azalacagini dusunerek acilarin. olmadi tabi.

    "icelim guzelleselim" diye bir sey var ya. yalan o iste. ictikce cirkinlestim. binlerce igrenc dusunce dogdu aklima. "is gorusmesi" oyle mi? saat gece 1e kadar suren kac tane is gorusmesi vardir? mudurle basbasaymis. benim nasil bir laf hakkim olabilir? yok ki. evi cekip ceviren o degil mi? en azindan bana saygi duyup eve zamaninda gelebilirdi. ona prenseslere yakisan bir sofra hazirlamistim. kocasi da yok, biliyorum. nasil beni birakip mudurle yemege cikar ki? yarin sabah erken kalkmam gerekiyor, ama ben onu bekleyecegim iste. taktim kafama.

    iyice gec oldu artik. zaten icki de dokunuyor bana. uzansam biraz soyle. elim carpinca devrildi gerci sise, parcalara ayrildi. ayagima batti bir tanesi zaten. hayatta uyuyamam bu gece. elimde de sapi kaldi sisenin. tam bu sirada kilidin icinde donen anahtarin sesini duydum. icimde bir "cocuk" sevinci ile kostum kapiya, karsiladim onu. sarildi bana. optu de yanagimdan. sasirmisti uyumadigima. masaya bakti, sonra bana. bir kac goz yasi dustu yere. siki siki sarildim ona. kurtulmak istiyormuscasina tuttu kollarimin arkasindan. sisenin kirik olan sapi galiba biraz fazla gir..

    "yuru lan pic"
    sesiyle birlikte gozume yansayan tabeladan gordum nerede oldugumu. tabelada "islahhane" yaziyordu. anlamini bilmiyorum. "rahatsiz etme beni" dedim kucucuk boyumla uniformali abiye. dalginlasti gozlerim sonra yine.


    ...ve bitti mum...
    (6dark6night6, 02.06.2007 22:04)
  20. her yaşayan için ölene kadar devam eden hikayedir.ölünce biter.
    (aydemirci, 02.06.2007 22:08)
  21. yolda yürüyordum...
    (mcan, 02.06.2007 22:17)
  22. beynimin kivrimlarinda yankilandi o cumle, ayni bir tas suya atildigi zaman suyun dalgalanmasi gibi. tas basit bir obje belki de, soyledigi laf gibi. icerdigi anlam agir sadece. yuz ustu birakilmak nasil bir sey biliyordum ama yeniden hatirlatilmasi cok koyuyordu surekli. en azindan basit bahanelere basvurmamisti bu sefer bu seferki. bir kisiye sevilmediginin soylenmesi can acitir bilirim. canini acitir bu kisinin. ondan sonra bir sey vardir ki.. bunun soylendigi kisinin bakislarini da bilirim. asil yurek yakan o dur iste, o bakistir. atmasini iyi ogrendigim bir bakis o. pek kimse suratima bakip terk etmez beni zaten. neden bilmiyorum. saydigim seyler inanmayi istediklerim, gercekler degil. en azindan, gene inandigim bu.

    birakti gitti gene beni. evimin kapisindan iceri adim bile atmadan. paspasimin dogasi kirlenmek olmasina ragmen amacina ulastiramadi onu. kapiyi arkasindan kapatamayip paspasin ustune cokup aglarken beklemistim kokusunu duymayi ama hapsedememistim nefesini icime.

    bir kac tohum atarim, birisiyle tanisinca. bir kac tane kalbe, bir kac tane beyne. ayni anda degil hic bir zaman, birisini hallettikten sonra digeriyle ugrasmali surekli. bir insanin beynindeki inanma, guvenme zaafini bilir misiniz. ihtiyac o, ama bir zaaf. zor zamanlarda birisine tutunma, dayanma ihtiyacini. iste bu benim.

    normal insanlar ne yaparlar. zora dustuklerinde tanrilarindan yardim isterler. tanrilarina siginirlar, dua ederler, onlara cevap bile vermeyecegini bilerek. cennetin vaat edilmis yer oldugunu dusunerek kapanirlar dizlerinin ustune gunde 5 kere.

    hic birini istemiyorum onlardan. kullanmak istiyorum insanlari sadece. benim icin namaz kilmasinlar. bana kotu zamanlarinda gelebilirler. her istediklerini halledebilirim. yeterli gucum var. belki de ben tanriyim. tanri olmamam icin ne gibi bir sebep var? kizlar benden ayrilmadan benim bir tanri oldugumu gorurler. en kotu zamanlarinda ben varimdir yanlarinda, istedikleri her seyi karsilayabilir, harika bir sevgili, harika bir dost, harika bir "aradiklari her sey" olabilirim. tohumlarim bittiginde ise, gorurler gercek yuzumu. iste o zaman anlarlar ki, tanrinin bile kusurlari vardir.

    cok attim bu tohumlari, gercekten cok. bir insanin bu yozlasmis toplumda aklini celmek icin cok sey yapmak gerekmiyor. bir kizi kendisinden para isteyen bir tinerciden kurtarinca bile yukseliyorsun onun gozunde. insanlarin akillarina gecmis zamanlardan beri dayatilmis zor zamanlarda bir seye inanma, ona guvenme ihtiyacini karsiliyorum iste. bir tek bu da degil. onlara gozleriyle gorebilecekleri bir sey veriyorum iste.

    guc.

    sahibim ona. var benim her seyim, bir insanin isteyebilecegi her seyi. kendimi gelistiremiyorum belki tam olarak. tek kotu yanim bu olsa gerek. benim de cocuklarim var. evet, onlar da ileride kendilerine "peygamber" diyebilirler. neden olmasin, ben tanri olduguma gore. bu cennetteki, bembeyaz odamda cok rahat olarak oturuyorum. baska bir kadin geliyor iste. kalbimi kiracak. olsun, sansimi denemeye hazirim.

    -ilac saatin geldi canim
    +biliyorum ki sen de beni istiyorsun ve seviyorsun
    -al ilacini da dusunuruz
    +ver yutayim... oldu mu, seviyor musun beni artik
    -sen sakinleseceksin simdi, ayrica kurtul su obsesyonlarindan
    +seviyorsun beni, sevmen gerekiyor, en azindan bir sure
    -sevmiyorum seni, aksama gorusuruz nasilsa, yemegini de getirecegim
    +bir daha gelme buraya
    -nobet bendeyse ben gelecegim canim
    ...


    gitti sonunda, sanirim ki sonunda anladilar, benim bile zaaflarim var...
    (6dark6night6, 18.06.2007 19:15)
  23. biten her ilişki tamamlanmamış bir hikayedir..*
    (kaçınkurbaası, 18.06.2007 19:23)
  24. (°bkz: en güzel günler henüz yaşamadıklarımız)
    (bilen, 18.06.2007 19:26)
  25. bir kac yudum alirsin kopeklerin ilacindan
    omer hayyam da almis ama herkes ona hayran
    izlemeye koyulursun denizi oturdugun banktan

    bir ozentilik midir senin icki icmen
    yoksa arkadaslarina sunger oldugunu kanitlamak mi gayen
    pek te sikinde degildir ya, gunes bata hayrola

    oturursun bankta iki arkadasinla
    gocecektir senin dusuncelerin senin naasinla
    yazayim dersin ki baki kalsin bir kac sey su hayatta

    sana yabancilasan dunyanin haline midir isyanin
    yoksa bagirmak midir isyan edenlere senin gibi dunya haline aglayanin
    memleket meseleleri de iyi de, materyalizm nereye kadar, olduktan sonra goz yaslarin caglayanin

    bir kac yudum aldiktan sonra yakarsin sigarani
    akimlarin resimleri sararken etrafini
    seyr edersin kendi efkarini, belki herkesin efkarini

    efkar nedir bilir misin, siki tassana denk yasayan bilmez tabi
    iki yudum sarapta eski sevgililerini anlatanlar mi yasar bu yalani
    yoksa yasamak midir daha zoru bu siktimin hayatini

    can yucele yakisir bir tek kufretmek diyenler yarrami yesin
    iki ruzgar gelince suratina dogru ufler ya esin
    iste budur senin ilacin, kanina dolasan kirmizi sividan alinin besin

    emperyalist guclerin egemenligine karsiyim diyip te ipod tasiyanlar koyarlar kulagina bir muzik
    sen denize karsi kayalarda oturan bir ezik
    acmissin gomleginin onunu, ruzgar essin de dalgalansin firtinalar, olsun caglayan, aksinlar yurege cizik cizik

    belki de pismanliklar kapatmiyorken onunu
    kafan guzelken iyidir anmak, belki de hep olumu
    lakin lahza itibari ile yok ki senin dusunmedigin, var midir acaba donumu

    tartisirsiniz din ile aski
    varligini kanitlayamadiklari icin susarlar sana karsi
    materyalist dusunce bati urunu derler, ne yararini gorduk ki sarkin

    bazi olgular vardir ki, yasamazsin hissedersin derler
    oyle bir duygu varsa onu sikerler
    aciklayamiyorsan sana dayatilmis olgulari nedendir ki kabul ederler

    ask demisler ya, bu cok koyar sana
    ne boka yaramistir ki basina gelmemis icin gozlerini kapatmaktan baska
    para sacarsin oraya buraya, sevgililer gunu de ne ola

    din demisler, birisi de demiski kitlelerin afyonudur
    tam olarak katilmasam da inkar edemeyecegim bir olgudur
    seriat ile irtica kelimelerini toplumda ilk kez duyanlar, degiller midir bu koalisyonla topludur

    sonu bir yere gitmezken tartismanin
    bisikletli polisler gelirler amanin
    gorev ustunde kullanmiyorum demek te, degil midir bir gostergesi yozlasmanin

    cok film izliyor bu ulke cok
    tore cinayetlerinin hala yasandigi bir bok
    en azindan hissediyorum ki, ataturculerin borusu hala otmekte be oh

    memleket meselelerine hic girilmez neyse ki
    dostu dosta dusman eden konun zaten o temeli
    peki ya dostu dosta dusman eden orospu cocuklarina ne demeli

    tanri ve ask hakkinda tartismak cok ta hayirli degildir belki
    boyle dusunen varsa uzatsin gotunu gelsin beri
    siktimin bir sozlugunde sesi cikmak midir ulkeyi kurtarmanin temeli

    hayat bahsedilmemis mi sana sonucta, cikar tadini amina koyim
    sana verilen hayat ile fakir bir ulkedeki insanin sartlari ayni mi artik ben ne diyim
    hic bir yerde esitlik yokken esit olarak yargilanmak varsa isin sonunda ben boyle isi sikerim

    din konusmiycam dedim yeter
    kanimdaki tum nefreti doksem kucuk daglari deler
    en iyisi dunya sikime minare gotume mi oluyor o zaman e olduk derbeder

    istemiyorum tabut mabut, bilerek konustugumu kuru kalabaliga karsi
    sikimde bile degil acikcasi, iserim her turlu ruzgara karsi
    kucuk bir ihtimal olsa bile sidigimin suratima carpmamasi ihtimaline karsi

    ben kaciyorum a dostlar, iyi bakin kendinize
    aman diyeyim esit tutun, tassaginizi sikinize
    bir gun yasiyoruz, obur gun yokuz aman diyim
    diyalektik materyalizmdir cozum, bokunuzu yiyeyim.
    (6dark6night6, 21.06.2007 00:27)
del.icio.us a ekletechnorati ye ekleyinFurl a ekleSpurl e kaydet!Wong e kaydet!Yahoo ya kaydet!Google a kaydet!Facebook a kaydet!Asansör?
sayfalama: