muhsin ertuğrul`un şu şekilde tanımladığı sanat dalı: "tiyatro, başlı başına bir hayat vakfedilse bile, ciltlerce kitap okunsa bile, diyar diyar tiyatrolar gezilse bile, yine de ucu bucağı bulunmayan bir sanat şubesidir.
tiyatro bendir, sendir, o dur... tiyatro insan hayatıdır. tiyatro halkın yaşadıkları, hissettikleridir. tiyatro insanlardır. tiyatro halkındır. halkın duygularını, yaşantısını yansıtan, değişik sanat dallarını içinde barındıran, izlence sanatıdır.
hayatın her nefesiyle kendini yenileyen,doğan her çocukla saflığını tazeleyen ve ölen her insanla günahkarlığını yaşayan inanılmaz yaşantı. (°bkz: çütik)
tiyatro, insanlar tarafından değerli olduğu bilinen (değeri bilinen değil) yüksek bir kaliteye açık olduğu kadar, yapay kişiler ve kurumlar tarafından kullanılmaya, sömürülmeye açık gerçek sanat dallarından biri.
yaptığımız herşey bir tiyatro aslında, büyük bir sahnedeyiz. adı "dünya" olan bir sahnede, tek kişilik oyunumuzu oynuyoruz. tiyatroda bazen güldürmeye çalışırsınız insanları, bazen hüzünlendirmek vs vs. hayat da böyledir. herkes içinden geldiği gibi mi yaşıyor? sakın buna "evet" demeyin, çoğu zaman "kameralara oynuyoruz".
yapmacık bir varlık insanoğlu, hareketlerini diğer insanlara göre belirleyen. hayatın her alanında var bu, etkileşim içindeyiz. para kazanacaksak, birilerine çıkar sağlamak için yapıyoruz, her eylemimiz sadece bizi ilgilendirmiyor anlayacağınız. bu bir roldür. herkese biçilen bir rol. ama sonunda bitecek pek tabii ki.
soru sormak ve sordurmaktır tiyatro. küçücük soru işaretleriyle tek bir kişiye bile olsa "dokunabilmek" , hazır cevaplardan vazgeçip kendi cevaplarımızı bulabilmek, beraberce değişmek, değiştirmektir.
iradedir. sırtını sadece duvara dönebilenlerin çağında, birine kendini koşulsuz bırakabilmek ve ona inanmayı seçmektir. güvendir. her anlamda tüketen bir zamanda, üretmektir. sorumluluktur.
emektir. aydınlıktır. güzel günlere olan inançtır.
içinde karşı konulmaz bir tutku ne adını koyabiliyorsun ne tanıyabiliyorsun içinde karşı konulmaz bir öfke ne dizginliyebiliyorsun ne dışa vurabiliyorsun içinde tarifsiz bir kaçma isteği ne nereye kaçacağını biliyorsun ne de nerden kaçacağını içinde kocaman bir hayvan ne doyura biliyorsun ne de yok sayabiliyorsun yani biraz erkek biraz kadın yani biraz kahkaha biraz hüzün işte tam bunların yanı başındadır tiyatro kimse kalmadığında herkes vazgeçmişken bir şarkı duyulur içinde acıların saklı seni dansa kaldırır sahnede rahme dönmüş gibisindir cesur hakim ve mutlu dans edersin içindeki hayvan ehlilleşir öfken notaya dönüşür içinden renkler geçer ait olmadığın kentelerden kaçar ülkene varırsın yasalardan tabulardan eline dem vurur yürürsün işte tam ordadır yanı başında gitmek ve olmak zorunda olmadığın şehirlerin dışında bekler seni elinden tutar içinde sonsuz bir gezintiye çıkarır çocuk kalırsın ve dans bitip de ışıklar yandığında seyircinin gözlerinde ve bir birine çarpan ellerinde yeniden bir galaksiye dönüşürsün artık hiç bir şey aynı değildir düş ve gerçek dansla içine sinmiştir ve artık sen bedenden mekandan ve zamandan soyutlanmış bir ruh olursun özgürlüğün kutlu olsun.
"zaten aktör dediğin nedir ki? oynarken varızdır. yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (?) birazdan teatro bomboş kalacak. ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. çünkü satenikin bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. hıranuşla virjinya`nın bir diyalogu eski kostümlerin yırtığına sığınmıştır. işte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. artık kendimiz yoğuz. seyircilerimiz de kalmadı. ama repliklerimiz , fısıldaşır dururlar sabaha kadar. gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. perde !"