yazı 
bu başlık toplam 200 kez okunmuş.
 
olmaz olsun
  1. yaşanmış ya da kurgulanmış olan herşeyin kağıttaki ahengi.

    bir sigara daha yaktı,oysa küllükte boş yer kalmadığından bile habersizdi. sigara isinden renk değiştiren perdesini aralayıp dışarıya baktı,hafiften başlayan kar, çoktan tutmaya başlamıştı. kim bilir ne çok sevinecekti çocuklar sabah kalkınca. o da severdi çocukken,halbuki şimdi yağmur yağınca daha çok mutlu oluyordu. belki de farklılığı diğer insanların aksine su birikintilerine basmayı sevmesiyle başlıyordu.
    sigaranın külü düşmek üzereydi,avucuna dökmeyi zor da olsa başarmıştı. sadık bir tiryakiydi,fazla da denememişti bırakmak için. söndürdüğünü sandı,oysa diğer izmaritlerle birleşen içtiği sigaranın sönmeyen izmariti daha bir kötü kokuttu odasını. fazla iğrenmedi kokundan,hatta haz aldı da denebilir. sıkılmadan sönmelerini izledi. izmaritleri akışına bıraktı,kendi hayatını bıraktığı gibi.
    ?sen olmaya başlayan bir gün daha??diye söylendi kendi kendine. fazla da uyamamıştı ama uykusuz da değildi. dolabını açtı,kırışık olmayan gömleklerden birini seçti. biraz sevindi ,geride iki tane daha ütülü gömleği vardı,dört gün daha idare edebilirdi,belki daha da fazla. Çay suyu koymak istedi ama çaydanlık kirliydi. Üstünkörü biraz su tuttu,iki kaşık kaçak çay attı,sanki evde yalnız değilmiş gibi,ziyan olacağını bile bile.
    geceleri daha çok seviyordu,oysa hep sevdikleri ya akşamüzeri giderdi ya da geceleri. Çoğu zaman da gitmelerini seviyordu. alışkındı yalnızlığa ve tüm uyumsuzlukları ordaydı; onca geçen seneler,onca tutarsızlığı.
    fazla mı düşünüyorum her şeyi diye iç geçirdi. düşleri ,kırıklıklarıyla beraber yaşıyordu onunla mucizevi bir diyalektik uyum içinde. bu açlık,bu doyumsuzluk,bu çocukluk,bu yaşlılık,bu isyan,bu barış hepsi ordaydı yine o sabah.
    Çayı demledi,buz dolabını açmasıyla keskin bir küf kokusu. sevmiyordu sabahın köründe kahvaltı yapmayı. oysa en son sevgilisi ona bu alışkanlığı kazandırmak için ne de çok çabalamıştı. değiştirilmeye çalışılmak gücüne gidiyordu,hatta kendine yapılmış bir saygısızlık gibi görüyordu. en tutucu olduğu konu da buydu.
    dışarı çıktığında kar artık yağmıyordu, kısa bir süre işe giden insanları izledi. mutsuz görünüyorlardı monotonluğun verdiği sadelikle. gözü dükkanın önündeki karları temizleyen anahtarcıya takıldı. yıllardır tanıyorlardı birbirlerini,gerçi bir insan diğerini ne kadar tanıyabilirdi ki? gazetesini almadan, selam verdi. anahtarcı yine pek ilgisini çekmeyen konulardan bahsediyordu. dinliyormuş gibi kafa sallıyordu,içinden umarım soru sormaz diye dua bile etti. ?neyse ben seni tutmayım? cümlesini duyduğunda ?olur mu canım öyle şey? bile demeden hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı doğduğu mahallesinden arkasına bakmadan. evet hep öyle söylemişlerdi hayatı boyunca ?arkana hiçbir zaman bakma?.
    servisin duracağı caddeye geldiğinde saatine baktı. yine erken gelmişti, bir sigara daha yaktı. atilla ilhan geldi aklına,bu sefer parmaklarının ucunu yakmamıştı. sen de mi kaptan diye mırıldandı, çok değil üç gün önce o da gitmişti. kendine kalan kimsenin ya da hiçbir nesnenin olmadığını fark etti. hafif bir gülümseme aldı yüzünü,çünkü o da ait değildi kimseye. yanından geçen kadın,kendisini beğenip ona gülümsediğini sandı ve hala beni farkedebilen birileri varmış diye anlık ego tatmini bile yaşadı. kadın eşinden bir güzel söz duymayalı asırlar olmuştu. o değil miydi sanki üniversite yıllarında kaldığı yurda güller yollayan? şimdi ise bir florida timsahını andırıyordu. Önüne atılan her yemeği yiyen, herhangi bir yorum yapmayan, düşünemeyen ya da yaşadığının bile farkında olmayan dişlerini yeni porselen yaptırmış koca göbekli bir timsah.
    servis geldi, yazık oldu diye düşündü bitmeyen sigarası için. her gün oturduğu koltuğa oturdu, etrafına baktı. hiçbir eksik yoktu çalışanlar arasında, muhasebe bölümünde çalışan kadınlar çoktan başlamışlardı dedikodulara. sabah sabah nerden buluyorlardı bu kadar çok şeyi konuşacak? tansu?nun saç modelini, kendinden çaldığını söyleniyordu sarışın olan. diğeri ise üst komşularının tüm gece ses yaptığını ve kocasını zor tuttuğunu anlatıyordu. artık emindi, kadınlar mutsuzluklarını bu şekilde unutmaya çalışıyorlardı. her sabahki gibi aynı radyo açıktı ve yine o geveze radyo sunucusu saçma sapan espriler yapıp, daha çok canını sıkıyordu.
    akşam oldu,eve dönerken hafif bir üşüme hissetti. boynuna doladığı atkıyı bir daha sıkıca sardı,hasta olmamalıydı. bakacak kimsesi yoktu,kimsesiz de degildi fakat muhtaç olmamalıydı kimseye,öyle olduğu gibi, durduğu gibi,solduğu gibi yaşamalıydı. apartmanına yaklaştığından alt kattaki yaşlı karıkocanın bakımsız kedisini gördü,gri çizgileri daha bir soluktu o akşam. evet o şiiri mırıldıyordu sanki kimsesiz geçen mart aylarının hesabını sormak isterken bir o kadar da çekinerek. sen ciğercinin kedisiydin,ben sokak kedisi?
    anahtarını çevirdiğinde, evde büyük bir değişiklik olduğunu fark etmesi çok zamanını almadı. o her zamanki sigara kokusu yoktu.yine o yüz,sevip sonradan nefret ettiği,nefret edip tekrardan taptığı o yüz,yine karşısındaydı. dönmüştü geri,yüzünde bin değişik insanın farklı izlerini ve izlenimlerini taşıyarak?



    (la vie, 25.09.2007 20:42)
  2. (°bkz: yazılı)
    (chemen, 25.09.2007 20:48)
  3. sese giydirilen elbise...
    (balancedblue, 25.09.2007 20:56)
del.icio.us a ekletechnorati ye ekleyinFurl a ekleSpurl e kaydet!Wong e kaydet!Yahoo ya kaydet!Google a kaydet!Facebook a kaydet!Asansör?