yeni sinemacılar 
bu başlık toplam 192 kez okunmuş.
 
olmaz olsun
  1. 1998 yılında yeni sinamacılık san ve tic ltd sirketi adıyla serdar akar, Önder Çakar,
    ve sevil demirci tarafından kurulmus ilk filmleri olan gemide ile yolculuklarına baslamıslardır.
    yonetmienligini serdar akarın yaptıgı
    erkan can ın -gemide ki kaptanın- diktatorluk, kendine guven, otorite kokan "bir memleket gibidir
    gemi..." sozleriyle baslayan film bir gemide yasayan ve duzenli bir hayat suren 4 kisinin
    hayatını anlatacak gibi hissediyorsunuz. ancak film ilerledikce gemide basta konustugu gibi kendi dunyasını kurmus ve bu
    dunyada guclu olan dıs dunyaya cıktıgında otoritesinin , gucunun diger insanlar uzerinde
    etkili olmayacagını ,reddedilecegini bilen kaptan ile gene bu dunyada ise yarayacaklarının farkında olan dıs
    dunyaya cıktıklarında reddedilmislik hisseden murettebattan boxorun parayı caldırdım diyerek
    hareketlenen hayatlarını ya da bozulan duzenlerini anlatan bir filmdir.gayet duzenli gidiyormus gibi gorunen
    hayatın aslında birbirlerinden guc alan ve her an sallantıya acık mutualist bir iliskiye dayalı
    oldugunu farkederiz. film psikolojik analizleri,gercekci diyalogları-tabi ki bu diyalogların
    altından kalkmasını bilen basta erkan can olmak uzere oyuncuları- toplumun kıyısında kalmıs gunumuz medyasının deyimiyle
    "oteki turkiyeyi" anlatan konusu ve bir coklarının cesaret edemedigi siddet, argo, cinsellik gibi
    konuları kullanarak klasik sinemadan farklı uslubuyla gercekciligini tokat gibi carpar suratımıza. gemide turk sinemasının taktire sayan filmlerindendir.
    ancak ne yazıkki cekildigi yıllarda turk sinemasının guven vermemesi ya da 90 lar gibi apolitize ve vurdumduymaz bireyler
    yaratma cabalarının hat safhada oldugu yılların olu topragı henuz atılmadıgı icin film ilgi cekici bulunmamıstır. gisede hak ettigi basarıyı yakalayamamasına ragmen
    yurt ici ve yurt dısında bir cok odul alan film . baslıcları cannes film festivalinde , kölner mittelmeer film festivali
    nde en iyi senaryo antalya altın portakal film festivalinde ikinci en iyi film en iyi erkek oyuncu...

    yeni sinemacılar, gemide nin ardından 1998 yılında cekimleri biten ve 1999 yılında vizyona
    giren" lalelide bir azize" filminde turkiye de daha once belki dehic yapılmamıs bir seyi denemis
    gemide filmi ile capraz kurguyu denemis cok da iyi kotarmıslardır.
    lalelide bir azizede gemide ki usluplarını devam ettirmisler, turkiyenin unutulmus ve karanlıkta
    kalan yuzunu gostermeye devam etmislerdir. yonetmenligini kudret sabancının ustlendigi lalelide bir azize
    basarısız bir film olmamakla birlikte paralel devam ettigi gemideye gore vasat bir film olmus.cekim kalitesinde
    ki dusukluk, diyalogların gemide ki gercekciligin altında kalması-bu filmin gercekci olmadıgı anlamında degil- ve guven kıracın da tabiri caizse mulayim
    kadın satıcısını oynaması filmin eksik yonleriyken. psikolojik analizleri , gozlerimizden uzakta yasayan ancak azımsanmayacak sayıda olan insanların hikayesini gozlerden kacmayacak bir gercekcilikle anlatması, ugur yucelin soundtrackiyle
    filmin cok ustunde bir final sahnesi barındırması artı yonleridir. film gisede hakettigi basarıyı yine gorememistir.
    nedeni zaten gemide ile yakın zamanda vizyona girdigi icin gemide ile aynıdır.

    2001 yılında serdar akarın yonetmenligin de cekilen dar alanda kısa paslasmalar filmi ise futbolu metafor olarak kullanan
    1980 li yılların bursasında amator kumede mucadele eden bir takımın uyelerinin etrafında gecen hikayeyi anlatan
    ve 80 li yıllara mualif bakıs acısı ile basarılı bir film. siddet argo ve cinsellik
    yeni sinemacıların diger filmlerinden alısık oldugumuz dozda kullanılmamıstır bunun nedeni onceki hikayelerde gercekciligin saglanabilmesi icin bu ogelerin gerekli olmasıdır , kaldı ki zaten yeni sinemacıların filmlerinde kullanılan cinsellik argo siddet zorlama olarak filmin icinde yoktur yeni sinemacıların filmlerinin hayatın anlattıgı kısmında oldugu icin oradadır ve oldugu kadar oradadır yeni sinemacıların bu ogeleri kullanması cesaret gerktirir derken bunu gercekcilikle beraber bize vermesini kastetmistim, yoksa bu ogeler holywood sinemasında zaten sıkca kullanılır fakt farkı bir uslupla. filme donecek olursak 2001 yılında cekilen film insanların elde ettiklerine ulasmak icin degisirken nelere karsı nelerden odun verdiklerini anlatır. bireysel olarak takım uyelerini anlatırken bu kisiler bir takımın uyesi oldukları icin takımında yasayan bir calı gibi degistigini goruyoruz. "hayat futbola fena halde benzer" cumlesi ise filmin icinde gecen ve filmi anlatan cumledir.


    yeni sinemacılar icin milat noktası olacak ve fetret doneminin baslangıcı sayılabilecek film ise
    yonetmenligini yine serdar akarın yaptıgı maruftur. film yezidi hristiyan
    ve muslumanların ortak olarak yasadıgı bir koyde babası, sevdigi kız ve toreleri arasında kalan bir gencin hikayesini
    anlatmaktadır.film ne yazıkki yeni sinamacıların onceki filmlerinde yakaladıkları gercekcilikten uzaktır.
    herkesin birbiriyle sairane bir tarzda zorlama diyaloglar kurması filmin goze batan eksilerindendir. gene filmin butum merak edilenlerinin hayalet olarak dunyaya geri donen amca tarafından anlatılmasıdır.cunku kanımca senaryo yazınsal bir eser degildir sinemada olaylar yasanmalıdır anlatım ne kadar uzun olursa film sinemanın en buyuk silahı olan gorselligi minimum duzeyde kullanmıstır.
    film anlatmak istedigini anlatabilmismidir? bana sorarsanız bu konuda basarılıdır ancak anlatmak istedigi sey
    bu diyaloglarla kor gozune parmak oldugu icin yavan durmustur.maruf yeni sinemacıların cıtasını yukseltememis gelen ticari
    basarısızlıkla beraber bahsettigim gibi yeni sinemacıları fetret devrine sokmustur.

    maruf filminin ardından dagılan yeni sinemacıların bir cok filmini yoneten serdar akar karsımıza kurtlar vadisi gibi amaclı cekildigini
    dusundugum bir cok tartısmalara neden olmus, topluma bilncsiz milliyetcilik ve amaclı dusunceleri
    yukleyen kurtlar vadisiyle karsımıza cıkmıstır. dizinin ardında gelen kurtlar vadisi ırak filmi ise dizinin cizgisini korumus
    dizide islenen konunun para kazandırdıgı farkedilince tabiri caizse milli kuyruk yaramız olan cuval olayını holywood
    tarzı bir dille , carpıtmayla ve ticari kaygılarla islemistir.

    2006 yılına geldigimizde ise fetret doneminden buyuk bir sıcramayla cıkacak olan yenisinemacılar
    ticari kayıplarını kapatarak yeni bir baslangıc yapmıslardır.alısılageldik usluplarını bu uslubun olusmasında
    buyuk etkenlerden biri olan erkan can ve guven kıracın oyunculuguyla takvayı turk sinemasına kazandırmıslardır.
    bir takım televizyon dizileri cekmis ve yeni sinemacılarla maruf adlı filmde iliski icerisine girmis olan
    yonetmen ozer kızıltan filmi gayet iyi kotarmıstır. film dini catısmaları inceleyen ve kor gozune parmak yontemiyle
    bu konulara deginen bir cok turk gorsel ogesinden farklı ve daha gercekci bir tarzı yakalar.filmin hazırlık
    asamasında film ekibi bahsettigim objektifligi yakalayabilmek icin bir cok tarikatle diyalog icine girmis
    incelemeler yapmıstır. filmde yıllarca azıcık asım dertsiz basım dusturuyla yasamıs muharrem
    camiye duzenli gidisi ve acık gozluluge yer bırakmayan durustluguyle seyhin dikkatini ceker ve seyh
    tarafından dergahın tahsilat islerinin sorumlulugu verilir.uzun yıllar yasadıgı sade ve soyutlanmıs hayattan sonra
    soforlu arabalar, pahalı kıyafetler, milyarlık saatlerle karsımıza cıkan maddi hayatın icine dalan muharremin bunca yıllar bildiklerinin
    ve hayat felsefesinin aniden degismesiyle derin vesarsıcı bir sorgulamanın icine girer. calıstıgı hanın icine sıkısmıs ve soyutlanmıs hayatında yasayan muharremin hayatında onu gunah islemeye zorlayan bir sey olmadıgı icin sorgulama yasamaz bir anda yasadıgı degisim ve etrafını bir anda saran maddiyat ise ona bencil olma ve calma fırsatı ve kafa karısıklıgı verir. banka da
    sıra beklemeden islem yaptırması kul hakkı ihlali olarak hissetmesi, bilinc altında cevresinin katı kuralları nedeniyle
    kimseye anlatamayacagı ruyalar, tahsilat islerinin getirdigi agır sorumlulugun yuku , bu tahsilat gorevinde
    kendi dogruları ve dergahın dogrularının catısması muharremi cıldırtma safhasına getirir eskiden tek derdi ali beyin kahvesinin kopuguyken artık kendi dogrularını korumaya calısmaktadır . cuval satısında
    yaptıgı haksızlık ise bardagı tasıran son damla olur ve muharrem aklını kaybeder. film estetik acıdan temiz cekimler basarılı oyunculuklar iyi mekan secimleri gibi artılarla basarılı bir cizgide bulunuyor
    ozellikle seyh karakterinin karikaturize edilmeden
    islenmis olması ve iyi bir sekilde kotarılması taktire sayan .onyargı icermeyen ve dini konuları
    isleyen belki de ilk turk filmi olması acısından buyuk bir oneme sahip kliseyi isleyen yurtdısında cekilmis
    filmlere alıskın olmakla beraber ulkemizde takva kalitesinde camiiyi ,dergahları isleyen filmlere alıskın degiliz.
    en azından bu cesareti gosterebildigi icin takva tabuları yıkan bir filmdir ve bazı seylerin ulkemizde baslangıcı olabilir.film toplumsal bir konuyu anlatmaktan cok bireysel bir konuyu -muharremin yasadıgı degisimi - anlatıyor bu acıdan minimalist bir anlatım varmıs gibi gorunsede filmin esas amacı muharremin kendisini anlatmak oldugu icin minimalistlik yapılmak itenenin daha da on plana cıkmasını saglamıs. film ozellikle basta emperyalist holywood sinemasının yapımı olan ve 11 eylulden sonra islama saldıran filmlerden de basarıyla sıyrılımıstır bu anlamda islama bir saldırıyı da icermemektedir.

    yeni sineemacılar takvanın kendilerine verdigi sıcrama gucuyle birlikte yeni projeler icin simdiden calısmaya baslamıslar 4 senelik bir nadasa giren yeni sinemacıların her filmi izlenilmeli ve dikkatle izlenmelidir cunku duzgun bir uzlupla etrafımızda olup gozden kacırdıklarımızı bize anlatırlar.


    (magius, 30.03.2007 17:24)
del.icio.us a ekletechnorati ye ekleyinFurl a ekleSpurl e kaydet!Wong e kaydet!Yahoo ya kaydet!Google a kaydet!Facebook a kaydet!Asansör?